<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>KEŞAP</title>
	<atom:link href="http://www.kesap.biz/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kesap.biz</link>
	<description>başka bir dünya mümkün</description>
	<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 09:27:12 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kimmerler ve Bulancak hazineleri</title>
		<link>http://www.kesap.biz/?p=519</link>
		<comments>http://www.kesap.biz/?p=519#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2009 21:42:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GiRESUN TARiHi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kesap.biz/?p=519</guid>
		<description><![CDATA[


 

Kimmerlerin Urartu ve Kolha topraklarına girişi (M.Ö. 715 - M.Ö. 713)
Kimmerler, M.Ö. 15 ve M.Ö.14&#8242;üncü yüzyıllardan M.Ö. 8&#8242;inci yüzyılın ilk yarısına kadar İdil Nehri’inden Karadeniz’in kuzeyine doğru uzanan geniş bir alanda Kimmerya’da yaşamış göçebe bir kavimdir. Korkusuz ve cesur savaşçılar olarak ün salmışlardır.
Çok iyi kılıç kullanırlar, ok atma ve balta kullanma da ustaydılar. Kimmerlerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-family: Georgia;"><span style="font-size: x-small;"><br />
</span></span></p></blockquote>
<div><img class="resizeimage" style="cursor: pointer; width: 699px; height: 446px;" src="http://img21.imageshack.us/img21/2702/800pxurartu715713.png" border="0" alt="" /></div>
<p><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> </w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--> <!--[if gte mso 10]><br />
<mce:style><!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} --></p>
<p><!--[endif]--></p>
<p><span style="font-size: 12pt; font-family: Arial;">Kimmerlerin Urartu ve Kolha topraklarına girişi (M.Ö. 715 - M.Ö. 713)<br />
Kimmerler, M.Ö. 15 ve M.Ö.14&#8242;üncü yüzyıllardan M.Ö. 8&#8242;inci yüzyılın ilk yarısına kadar İdil Nehri’inden Karadeniz’in kuzeyine doğru uzanan geniş bir alanda Kimmerya’da yaşamış göçebe bir kavimdir. Korkusuz ve cesur savaşçılar olarak ün salmışlardır.<br />
Çok iyi kılıç kullanırlar, ok atma ve balta kullanma da ustaydılar. Kimmerlerden ilk söz eden Homeros Kimmerlerin ıssız dünyanın sisli ve karanlık ülkesinde yaşadıklarını yazar. Herodot Kimmerlerin Kuzey Karadeniz Bölgesi&#8217;nden geldiğini söyler. Kimmerya, M.Ö. 8&#8242;inci yüzyılın ortalarında İskitler ‘in eline geçince, yerlerinden olan Kimmerler büyük kafileler halinde güneye inerek Kafkaslar’daki Demir Kapı ve Derbent geçitlerini aşarak Doğu Anadolu’ya girdiler. At üzerinde savaşan Sakalar (İskit) yaya olarak savaşan Kimmerlere karşı üstünlük sağlamışlardı. Bunun üzerine Kimmerler M.Ö. 714 yılında Urartu sınırını aşarak Orta Anadolu’ya doğru saldırılara başladılar. Kummuh (Adıyaman yöresi), Meluddu (Malatya), Tabal (Nevşehir - Kayseri yöresi), doğuda Şubria (Diyarbakır yöresi) ve batıda Hubuşna’ya (Ereğli) kadar yayıldılar. Kimmerler daha sonra Karadeniz&#8217;in güney kıyısı boyunca batıya ilerleyip Sinop (Sinope) civarında bir üs oluşturmuş ve Tabal&#8217;a doğru güneye yönelmişlerdir. Kuzeyden gelen bu tehdit karşısında Muşku Kralı Mita, Asur ile ittifak yapmak zorunda kalmış ise de onun bu ittifakı bile Kimmer baskısını durduramamıştır. M.Ö. 705 ‘te Muşku Kralı Mita&#8217;nın da desteğini alan Asur Kralı II. Sargon Kimmerlerle Tabal’ da yaptığı savaşta ağır bir yenilgiye uğramış ve savaş alanında ölmüştür. Muşku Kralı Mita da savaştan sonra bir daha tarih sahnesinde görülmemiştir. Bu zafer üzerine Kimmerler bu bölgeyi bir süre daha ellerinde tutmuşlardır. Sinop (Sinope) ele geçirdikten batıda Kızılırmak’ a kadar uzanmışlar, Dugdamme adındaki ünlü önderlerinin komutasında Frigler’in üzerine saldırmışlardır. M.Ö. 696 yılında Friglerin başkenti Gordion’u yağmalamışlardır.<br />
Kimmerler Asur kralı Asarhaddon tarafından M.Ö. 679 yılında Hubuşna (Ereğli) mevkiinde bozguna uğratılırlar. Bozgundan sonra Kimmerler batıya yönelerek Lidya’yı tehdide başlamışlardır. Lidya Kralı Gyges, Asur Kralı Asurbanipal’le diplomatik ilişkiler kurup ondan sağladığı yardımla Kimmerleri M.Ö.657 ‘de büyük bir yenilgiye uğratmıştır. Ama Kimmerler bir süre sonra yeniden Lidya’ya saldırıp, başkentleri Sardes’i alırlar. Lidya kralı Gyges savaş alanında ölür. Sardes’i yakıp yıkan Kimmerler orada kalmayarak hızla Orta Anadolu’ya dönmüşlerdir. Bir bölümü kuzeybatıya doğru çıkarak Balıkesir&#8217;in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldesinde, Antandros kenti çevresine yerleşmiştir.<br />
Gyges’ten sonra Lidya tahtına oğlu Ardys geçmiştir. Ardys ülkesini Kimmer saldırılarının yarattığı güç durumdan kurtarmak amacıyla yeniden Asurlulardan yardım istemiş, ama Kimmerler, kuzeybatıdan Boğazlar üzerinden gelen soydaşları Trerler ile birleşip yeniden Lidya’ya saldırmışlar ve M.Ö. 638 ‘de Sardes’i krallık sarayının bulunduğu Akropolis dışında, bir kez daha istila etmişlerdir. Bununla da yetinmeyip Ege denizi kıyısındaki kentlerden Ephesos, Menderes Magnesiası, Myos, Priene, Lebedos, Melia ve (bir olasılıkla) Miletos’u yağmalamışlardır. Daha sonra Büyük Menderes vadisi boyunca doğuya yönelerek, o dönemlerde yurt edinmiş oldukları Kapadokya bölgesine dönmüşlerdir (M.Ö.630).<br />
Düzenli bir devlet örgütleri bulunmayan Kimmerler, zaman içinde güçlerini yitirmeye başlamışlardır. M.Ö. 630’dan kısa bir süre sonra ünlü önderleri Dugdamme’nin Kilikya bölgesindeki bir savaşta ölmesi, onların Anadolu’daki etkinliklerine son vermiştir. M.Ö. 680-660 yılları arasında Tabal , Hilukku ve Lidya, Kimmer saldırılarından Asur yardımına sığınmak zorunda kalmışlar, bir süre sonra M.Ö. 630 yılında Asurlular bu istilacıları yenmeyi başarmışlardır. Sonuçta Lidya Kralı Alyattes tarafından M.Ö. 595’te büyük bir yenilgiye uğratılarak Kızılırmak’ın doğusuna sürülmüşlerdir. Anadolu’da kalanlar Balıkesir&#8217;in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldesinde Antandros kentinde yaşamışlardır. Diğerleri ikiye ayrılarak Asya ve Avrupa’ya dağılmışlardır. Batıya giden bir kol M.Ö. 500‘e kadar Macar ovalarında yaşamıştır. Kırım yöresinde yaşayan Kimmerler ise M.Ö. 4 ve 3. yüzyıllara kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir.<br />
Asurluların Gimirai dediği ve Tevrat’da da Gimiraya, Antik Grek kaynaklarında Kymmerio olarak geçen Kimmerlerin kökenleri hakkında çok detaylı bilgi olmamakla birlikte, Hint-Avrupa kökenli bir kavim olduğu ve İrani bir dil ya da Trakça konuştuğuna inanılır. Bunun böyle olmadığı Kimmerlerin Türk kökenli olduğu da iddialar arasındadır. Ünlü tarihçi Prof. Dr. Taner Tarhan, Kimmerler ve İskitler hakkında yazdığı bir makalesine şöyle bir girişle başlar:<br />
&#8220;Kimmerler ve İskitler Eskiçağ&#8217;daki &#8220;Türk Kültür Tarihi&#8221;nin, daha genel bir deyişle de &#8220;Millî Tarihimiz&#8221;in ilk temsilcileridir.&#8221;<br />
Büyük tarihçi Prokopius, Kimmerleri doğrudan Bulgarlar’ın atası olarak gösterir. İran-Hazar rivayetleri de Bulgarların atası olarak “Kimarî”den (Kimmer) bahseder. “Mücmel el-tavarih” adlı eserde Yafes’in yedinci oğlu “Kemari”nin (Kimmer) Bulgarların babası olduğu yazılıdır. Macar mitolojisinde, “Vaktiyle Kimmer kralının Kutirgur ve Utirgur adlı iki oğlu varmış” şeklinde Kimmerlerin Kutirgur ve Utirgurların (Bulgarların) ataları olduğu ifade edilmektedir. Bulgarların yakın akrabası Hazar Türklerinin Hakanları da kendi atalarını sırasıyla “Nuh-Yafes-Kimmer-Togarma” şeklinde göstermişlerdir. Kimmer’in oğlu Togarma ise bütün Türklerin atası sayılmaktadır. Kimmerlerin Karadeniz Bölgesi&#8217;ndeki varlığını gösteren arkeolojik ve filolojik kanıtlar mevcuttur. Ünye&#8217;de bulunan gümüş bir kap arkeolog Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal tarafından M.Ö. 6. yüzyılın sonuna tarihlendirilmekte ve Kimmer sanatının son eserlerinden biri olarak nitelendirilmektedir. Arkeolog H. T. Okutan&#8217;a göre Kimmerler&#8217;e ait yapıtlara Şebinkarahisar&#8217;da rastlanmaktadır. Bazı yer adları Kimmerlerden kalmıştır. Tarih sahnesinden çekildikleri halde yüzyıllarca devam etmiş ve kullanılmıştır. Trabzon’daki Kimmerius Dağı (Ağarmış Dağı), Batı Anadolu&#8217;daki Bosfornos Kimmerius (Kimmer Boğazı, Kimmeris, Kimmerikum, Kimmerike vs.) gibi. Halen kullanılan Kırım adının da Kimmer adından türediği bir gerçektir. Bunun yanı sıra kaynaklarda Kapadokya bölgesinin Gomer veya Gamir adı ile anılması Kimmerler’in bu bölgede ne ölçüde etkili olduklarını yansıtmaktadır.<br />
Amerikalı yazar Robert Ervin Howard tarafından yaratılmış fantastik bir çizgi roman kahramanı olan Barbar Kimmeryalı Conan&#8217;ın serüvenleri tüm dünyada yayınlanmış ve insanlarda Kimmerler hakkında merak ve ilgi uyandırmıştır</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kesap.biz/?feed=rss2&amp;p=519</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DR.NiHAT YILMAZ DERSE YAPABiliR Mi ?</title>
		<link>http://www.kesap.biz/?p=515</link>
		<comments>http://www.kesap.biz/?p=515#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 May 2009 12:39:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GÜNCEL KONULAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kesap.biz/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[
1)50 yatakli kesap belediye hastanesi
2)bes yilda 500 kisiye is imkani&#8230;,
sayisiz vaatlerle dolu bir secim bildirgesi ama gercektende kesap in ihtiyaci olan bir cok sey var icinde.Eger bu vaatler gerceklestirilirse  Dr.Nihat Yilmaz yillarca belediye baskanligina devam
edebilir.Tam da bir cennet vaadi Kesap lilara ,bu liste 5 yilligina sitemizde duracak ve 5 yil sonra degerlendirilmesi yapilacaktir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/05/resim1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-516" title="resim1" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/05/resim1.jpg" alt="resim1" width="582" height="459" /></a></p>
<p>1)50 yatakli kesap belediye hastanesi</p>
<p>2)bes yilda 500 kisiye is imkani&#8230;,</p>
<p>sayisiz vaatlerle dolu bir secim bildirgesi ama gercektende kesap in ihtiyaci olan bir cok sey var icinde.Eger bu vaatler gerceklestirilirse  Dr.Nihat Yilmaz yillarca belediye baskanligina devam</p>
<p style="text-align: center;">edebilir.Tam da bir cennet vaadi Kesap lilara ,bu liste 5 yilligina sitemizde duracak ve 5 yil sonra degerlendirilmesi yapilacaktir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kesap.biz/?feed=rss2&amp;p=515</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>GİRESUN TARiHi HALK OYUNLARI VE GELENEKLERİ</title>
		<link>http://www.kesap.biz/?p=482</link>
		<comments>http://www.kesap.biz/?p=482#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 12:19:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GiRESUN TARiHi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kesap.biz/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Giresun bir yarımada üzerine kurulmuştur. Giresun, Anadolu’nun kuzeydoğusunda, yeşille mavinin kucaklaştığı Karadeniz’in inci kentlerinden birisidir. Doğal ve tarihi değerler açısından turizme oldukça elverişli bulunan Giresun’un bakir ormanları, yaylaları ve akarsuları ilgi çekicidir.
İLÇELER:
Giresun ilinin ilçeleri; Alucra, Bulancak, Çamoluk, Çanakçı, Dereli, Doğankent, Espiye, Eynesil, Görele, Güce, Kesap, Piraziz, Şebinkarahisar, Tirebolu ve Yağlıdere’dir.
Alucra: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 150%; text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-487" title="girsun-kalesi_800x600" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/02/girsun-kalesi_800x600.jpg" alt="girsun-kalesi_800x600" width="480" height="360" /></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Giresun bir yarımada üzerine kurulmuştur. Giresun, Anadolu’nun kuzeydoğusunda, yeşille mavinin kucaklaştığı Karadeniz’in inci kentlerinden birisidir. Doğal ve tarihi değerler açısından turizme oldukça elverişli bulunan Giresun’un bakir ormanları, yaylaları ve akarsuları ilgi çekicidir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">İLÇELER:</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun ilinin ilçeleri; Alucra, Bulancak, Çamoluk, Çanakçı, Dereli, Doğankent, Espiye, Eynesil, Görele, Güce, Kesap, Piraziz, Şebinkarahisar, Tirebolu ve Yağlıdere’dir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Alucra: İl merkezine 131 km. uzaklıktadır. Kamışlı Kilisesi, Sivri Tepesi, Gelin Kaya, İkizler Tepesi, Kızlar Kalesi gezilebilecek önemli yerlerdir. Yeşilyurt ve Aktepe köylerinde maden suyu kaynakları bulunmaktadır. Ayrıca Acısu ve Tepesidelik mağaraları meşhurdur. Yaylaları arasında Çakrak, Güllüce ve Akyatak yaylaları önemlidir. Alucra İlçesi yakınında bulunan Tümülüsler muhtemelen M.Ö.8. yüzyıldan kalmadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Bulancak: Giresun il merkezine Samsun yönünde 14 km. uzaklıkta bulunan bir sahil ilçesidir. İlçede Acısu, Kaya Kilisesi, Burunucu Cami ve Çeşmesi, Merkez Eski Camii ve Demircili Kemer Köprüsü görülebilir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Çamoluk: İl merkezine uzaklığı yaklaşık 145 km.dir. İlçenin görülebilecek önemli yerleri Kaledere ve Hacıahmetoğlu köylerindeki kale kalıntılarıdır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Çanakçı: İl merkezine 78 km. uzaklıktadır. İlçenin Kuşköyü Şenlikleri görülmeye değerdir. Kuşköy’de her yıl 25 Haziran’ da düzenlenen Kuşdili Festivali izlenmeye değerdir. Kuşköyü halkının kendi aralarında ıslıkla haberleşip anlaşmaları yerli ve yabancı turistlerce ve basın mensuplarınca büyük ilgi görmektedir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Dereli: Giresun il merkezine 32 km. uzaklıktadır. Hisar Köyü’ndeki Meryemana Manastırı, Kuşluhan Kalesi, Akkaya Köyü’ndeki Çobankayası resimleri, Çal Köyü girişindeki Demirkapı mevkiinde yolun altından dar bir kapıdan girilen tarihi geçit ve bu alanda saray kalıntıları taş döşeli yollar ve yazılı kayalar görülebilir. Yine Kızıltaş Köyü’ndeki H. Mustafa Türbesi ve mezarı gezilebilir. Dereli ilçesinde Aksu deresi üzerine kurulmuş çok sayıda kemer köprü de ilgi çekicidir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Doğankent: Tirebolu İlçesi’nden sahile 30 km. uzaklıkta Gümüşhane sınırında bulunur. Harşıt Çayı Vadisi üzerinde kurulan ilçede çok sayıda akarsuyun varlığı dikkat çekicidir. Dandı Köyü Kalesi ve olağanüstü doğasıyla görülmeye değer köşelerdir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Espiye: Giresun il merkezine olan uzaklığı 33 km.dir. İlçede birinci derecede Arkeolojik Sit Alanı olarak ilan edilen Andoz Kalesi, ilçeye ayrı bir güzellik katmaktadır. Espiye Merkez Cami, Şahinyuva Köyü’ndeki kilise, Ağanın Köprüsü, Harova Köprüsü, Sınır Köprüsü ve Ericek Köprüsü adıyla anılan kemer köprüler dikkat çekicidir. Espiye’de ayrıca ilçeye 4 km. uzaklıkta Zefre mevkiinde Cenevizlilerden kaldığı söylenen bir tersane kalıntısı da bulunmaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun Merkez, Tirebolu ve Görele ilçeleri ile bunlara bağlı Bulancak, Keşap ve Espiye bucaklarından ibaret olan Giresun 1933 yılında Şebinkarahisar ilinin kaldırılması ile Şebinkarahisar Merkezi ve Alucra ilçeleri Giresun iline bağlanmıştır. 1942 yılında Bulancak, 1945 yılında Keşap, 1957 yılında Espiye, l958 yılında Dereli, 1960 yılında Eynesil, 1987 yılında Piraziz ve Yağlıdere, 1990 yılında Çanakçı, Güce, Doğankent ve Çamoluk ilçelerinin kurulması ile ilçe sayısı 15 olmuştur.<br />
Yüzölçümü Türkiye yüzölçümünün % 0,89nu teşkil eder.<br />
Nüfusu : 523.819′dur.<br />
Rakım : 10<br />
Ortalama Yağış : 1349.9 mm.<br />
Ortalama Sıcaklık : 14.3 C<br />
2003 Yılındaki en yüksek sıcaklık : 37.3 C<br />
2003 Yılındaki en düşük sıcaklık : -2 C<br />
Yaylalar : Kümbet, Kulakkaya, Bektaş, Tamdere, Karagöl, Eğribel ve Kazıkbeli yaylalarıdır.<br />
Önemli Yükseltiler : Dereli Bektaş Yaylası Karagöl Tepesi (3 107 Metre.)<br />
Komşuları : Doğuda Trabzon ve Gümaşhane, Güneydoğda Erzincan, Güney ve Güneybatıda Sivas , Batıda Ordu illeri ile Kuzeyde de Karadeniz ile çevrilidir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">İl Merkezi ; Aksu ve Baltama vadileri arasında denize doğru uzanan bir yarımada üzerinde kurulmuş olup, bu yarımadanın doğusunda ve 2km. açığında Doğu Karadeniz</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">in tek adası olan Giresun Adası bulunmaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><strong><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Tarih</span></strong></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GİRESUN</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun, Anadolu’nun kuzeydoğusunda, yeşille mavinin kucaklaştığı Karadenizin inci kentlerinden birisidir. Şehir, denize doğru uzanan yarımadanın üzerinde yer almaktadır. Yarımadanın karşısında Karadenizin tek adası olan Giresun Adası (Aretias), kentin bir kolyesi gibi durmaktadır.<br />
Şehrin nerede kurulduğu ve kimler tarafından iskan edildiği konusu tartışmalıdır. Bu tereddüt M.Ö. 350 yıllarına ait kaynaklarda da yer almaktadır. Coğrafyacı Strabon, Farnakia dediği şehrin; bugünkü Giresun kentinin olduğu yerde kurulduğu üzerinde durmuştur. Romalı idareci Arrien Farnakia’nın eski adının Kerasus olduğunu belirtmiş ve buranın Sinoplular tarafından kurulduğunu yazmıştır.<br />
Şehir hakkında Roma, Bizans ve Rum Pontus İmparatorluğu dönemine ait tatminkar bilgiler yoktur.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Eski Anadolu tarihi araştırmalarında, şehir ve kasaba tarihlerinde dil incelemeleri sonucunda, bu bölgede M.Ö. 2000′li yıllardan beri Türk varlığının mevcut olduğu anlaşılmıştır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">M.Ö. 7.y.y.da İskitlerin Karadenize göç etmesi ile Oğuz unsurları da bu bölgeye yerleşmişlerdir. Bu bölgede Oğuz boylarından Yazır, Döğer, Avşar, Karkın, Halaç’ların; Akhun, Kuşan, Peçenek, Hazar, Hun, Kıpçak Türklerinin yerleşimi mevcuttur.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Karadeniz bölgesinde, ilk ve orta çağlarda, İskit, Kimmerler, Hun, Hazar, Bulgar, Uz, Peçenek göçlerinin sonucu Türk iskanının olduğu, Karadeniz ağızlarının fonetik ve morfolojik yapısıyla birlikte yer adlarından da anlaşılır. Giresun’un batı yakasındaki Çıtlakkale mahallesinin adının Deliorman ve Selanik civarından gelerek buraya yerleşmiş olan Türk topluluğu Çıtaklardan geldiği, bölgede konuşulan lehçenin ve kültür unsurlarının Çıtak ve Gagavuz Türklerinin ki ile benzerlik gösterdiği görülür.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Hitit İmparatorluk dönemi tabletlerine dayanan tarihi kaynaklarda, Giresun’un Azzi Bölgesi sınırları içinde kaldığı anlaşılmaktadır. Karadeniz bölgesinde 90′a yakın koloni şehri kuran Miletoslular, Giresun ve Tirebolu şehirlerinin de kurucularıdır. Amaçları bu bölgeyi kendilerine yurt edinmek olmayıp, buraların her türlü yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmekti. Bu yüzden yerleşim birimlerinin korunabilecek kısımlarını alıp buralara yerleşmişlerdir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Çevresinde önemli gümüş ve demir üretim yerleri olan Giresun’a Romalılar tam bir hakimiyet kurmamışlardır. Onların döneminde bu bölgede para basıldığı rivayet edilmektedir. Roma idaresinin ilk dönemlerinde Romalı yazarlardan Ammianus Marcel’e göre Romalı komutan Lucullus buraya geldiğinde yabani kiraz ağaçlarını görmüş ve bu ağacın fidanlarını Roma’ya götürmüştür. Bu bilgi kirazın dünyaya Giresun’dan yayıldığı inancının kaynağı olmakla birlikte Roma’da daha önce de kirazın varolduğu belirtilmektedir. Giresun Romalıların ardından Bizanslıların denetimine geçmiştir.<br />
Bizans egemenliği döneminde Yunan medeniyetinin büyük bir hızla gelişip yayılmasına karşılık, Yunan soyu gittikçe zayıflamıştır. Bu sebeple, Bizans İmparatorları, ülkelerinin içerisinde yaşayan ve başka soydan gelen insanları asimle etmeye çalışmışlar ve bu yolda en çok dil ve dinden yararlanmışlardır. Doğu Karadeniz’in ormanlık alanlardaki kabileleri itaat altına almak için ormanlar kesilerek yollar açılmış, yol boylarına muhafız kulübeleri yapılmış, hatta bir miktar Hıristiyan Bulgar Türk’ü de getirilip bölgeye yerleştirilmiştir. Bizanslılar bu yolda çaba harcarken 705 yılında ilk kez Müslüman Arap orduları bölgeye gelip İslamlığı tanıtmaya başlamıştır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Anadolu Selçuklu Devletine vergi vermeyi kabul eden ve 1244′te Moğolların egemenliği altına giren Trabzon Türklerin bir eyaleti haline gelmiştir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Trabzon’a bağlı bulunan Giresun ve çevresi Moğol nüfuzu altına girmiştir. İşte bu sırada, Oğuzların Üçok koluna mensup boylardan biri olan Çepniler; Ordu, Giresun ve Trabzon illeri sınırlarına yerleşmeye başlamışlardır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Bayram Bey, Ordu ve çevresini kontrol altına alan Çepni Türkmenlerinin beyidir. Oğlu Hacı Emir Bey döneminde bu bölgeye “Bayramlu Beyliği” denilmeye başlanmıştır. O da aynı şekilde Trabzon Rum İmparatorluğunu sıkıştırmaya devam etmiş olup, Hacı Emir Beyin Oğlu Emir Süleyman Bey de, 1397′de Giresun’u fethetmiştir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Böylece onun zamanında Giresun ve çevresinin fethi ve Türkleşmesi tam manasıyla sağlanmıştır. Bu beylik iç ve dış çatışmalar sonucu zayıflayıp Sivas Hükümdarı Kadı Burhaneddin’in hakimiyetine girmiş ve dolayısıyla Giresun da bu devletin sınırları içinde kalmıştır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Bugüne kadar yanlış bir kanaat olarak Giresun’un Türkleşmesi Fatih Sultan Mehmet’in 1461′de Trabzonu fethiyle beraber gösterilmiştir. Giresun’un Osmanlı Devletine bu tarihte katıldığı doğrudur. Oysa Giresun’un Türkleşmesi 1397′de Bayramlu Çepni Türkmen Beyi Emir Süleyman Beyin Giresun’u fethetmesiyle gerçekleşmiştir. Bu yanlış kanaat yüzünden Giresun’da onun adını taşıyan hiçbir eser bulunmamaktadır. Dolayısıyla Giresun’un ilk fatihi tanınmamaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">COĞRAFYA</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Karadeniz Bölgesinin Doğu Karadeniz Bölümünde yer alan Giresun ili, 37, 50 ve 39 12 doğu boylamları ile 40 07 ve 41 08 kuzey enlemleri arasında bulunmaktadır.İl doğusunda Trabzon ve Gümüşhane, batısında Ordu, güneyinde Sivas ve Erzincan, güneybatısında yine Sivas illeriyle komşu olup, kuzeyi Karadeniz ile kuşatılmıştır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun ili, 6934 km karelik yüzölçümü ile ülke topraklarının binde 8.5′ini kaplamaktadır. 1997 nüfus sayım sonuçlarına göre, il nüfusu 471.876 olup, km’ye 72 kişi düşmektedir. Nüfus yoğunluğu kıyı şeridinde il ortalamasının üzerinde iken, bu oran, kıyı şeridinden iç kesimlere doğru gidildikçe belirgin bir şekilde il ortalamasının altına düşmektedir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">İl Merkezi, Aksu ve Batlama vadileri arasında denize doğru uzanan bir yarımada üzerinde kurulmuş olup, bu yarımadanın doğusunda ve 2 km. açığında Doğu Karadeniz’in tek adası olan Giresun Adası bulunmaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ<br />
Giresun ili, yüzey şekilleri bakımından arızalı(engebeli) bir görünüşe sahiptir ve yüzey şekillerinin çatısını, Karadeniz kıyısı boyunca uzanan oldukça dar ve alçak düzlüklerden oluşan bir kıyı şeridi ile güneyde Kelkit Çayı Vadisi arasını kaplayan Giresun Dağları meydana getirir. Doğu Karadeniz dağlarının batıya doğru uzanan kollarından biri olan Giresun Dağlarının doruk çizgisi, Kelkit vadisine Karadeniz kıyıısından daha yakındır ve dik yamaçlarla iner, vadilerle yarılmış Karadeniz tarafından ise eğim daha azdır. Kıyı genellikle tepelik bir görünüşe sahiptir. Kıyıya paralel bir duvar gibi duran dağların ortalama yüksekliği 2000 m olmakla birlikte bazı yerlerde 3000 metreyi aşar. Balaban, Gavur Dağı Tepesi, Cankurtaran, Karagöl, Kırkkızlar bunlardan bazılarıdır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Dağlardan kıyılara geçit veren önemli noktalar, Eğribel geçidi, Şehitler Geçidi, Fındıkbel geçidi gibi önemli birkaç geçitten oluşmaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Şebinkarahisar, Alucra ve Güce ilçelerini içine alan ve daha az arızalı olan kesimde ortalama yükseklik 1000-1500 metre civarında olup, arazi Kelkit Vadisine doğru eğimlidir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">İl genelinde az yer kaplayan ovaların büyük bölümü kıyı kesiminde toplanmıştır. Bu ovalar, su sorunu olmayan verimli tarım alanlarıdır. Kıyı kesimlerden başka, iç kesimlerde Kelkit Vadisi’nde Avutmuş Deresi’nin Kelkit Çayı ile birleştiği bölümde küçük, bazı düzlüklere rastlanır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun Dağlarının 2000 metreyi aşan bazı kesimlerinde hayvancılık açısından önem taşıyan birçok yayla yer alır. Giresun dağları üzerindeki bu yaylaların başlıcaları, Kümbet, Kulakkaya, Bektaş, Tamdere, Karagöl, Eğribel, Kazıkbeli yaylalarıdır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><strong><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Kültür</span></strong></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Gelenek ve Görenekler<br />
Yöre halkı büyük şehirlere göçe başladığından beri eski gelenekleri az da olsa terk etme yolunu tutmuştur. Ancak büyük çoğunluk eski, göreneklerine bağlıdır. Bu gelenek ve görenekler çoğunlukla eski söylentilere dayanır.<br />
Her yıl Mart ayının 14′ ünde yılbaşı tutulur. O sabah erkenden kalkılır, deniz veya akarsudan su alarak eve gelinir ve sağ ayak ile eşikten geçilerek eve girilir. Su evin dört bir tarafına serpilir. Eğer hayvanlar varsa onların üzerine de serpilir. O gün kimse evine uğursuz gelir diye misafir kabul etmez, ancak ayağı denenmiş birisi varsa o eve çağrılır. Gelen kişi sağ ayağını içeriye atar yeni yılınız hayırlı olsun martınızı bozuyorum der o gece evde ısırgan veya paça pişirilir içine yeşil boncuk atılır. Bunları yerken boncuk kimin ağzına gelirse o yıl bu şahıs ekine başlar, aile içerisinde bol rızıklı kabul edilir.<br />
Yine Mart’ın 14 ünde gün tutulur. Mart’ın 14′ü, Mart 15′i , Nisan 16’sı, Mayıs v.b. aylar olarak adlandırılır. O günlerdeki havanın durumuna göre o ayların nasıl geçeceği hakkında fikir yürütülür.<br />
6 Mayıs’ta hıdrellez tutulur. Bu gün Hızır ve İlyas Aleyhissamların bir araya geldiğine ve artık kış ayının bitip güzel günlerin geleceğine inanılır.<br />
Yine akşamdan 3-5 genç kızlar niyet tutarak bir gül ağacının dibine yüzüklerini gömerler. Sabahleyin mani okuyarak onları çıkarırlar. Söylenen maninin manasına göre talihlerini denerler.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><img class="aligncenter size-full wp-image-488" title="aksu-senlikleri-1" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/02/aksu-senlikleri-1.jpg" alt="aksu-senlikleri-1" width="470" height="312" /></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Mayıs Yedisi (Aksu Şenlikleri)<br />
Her yıl Mayıs ayının 7’sinde (Miladi 20 Mayıs) kutlanır. 1977 yılına kadar “MAYIS YEDİSİ” adıyla sürdürülen törenler bu tarihten sonra “AKSU ŞENLİKLERİ” adını almıştır. Daha sonra 1992 yılı başında alınan yeni bir kararla daha geniş kitlelerle sosyal ve kültürel ilişkilerin sağlanması ve sürdürülmesi amaçlanarak adının “ULUSLARARASI KARADENİZ AKSU FESTİVALİ” olması kabul edilmiştir. Her yıl 20 Mayıs günü Giresun’un doğusunda bulunan Aksu Deresinin deniz ile birleştiği yerde insanlar toplanırlar. Özellikle hastalar, dertliler, çocuğu olmayanlar, dilekleri olanlar Aksu Deresinin kıyısına giderler bir dilek dileyip yedi çift bir tek taşı suya atarlar. Aksu mahallinde yapılan bu törenler üç ana bölümden oluşur.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">1-SACAYAKTAN GEÇME GELENEĞİ: Soyun sürdürülmesi kültürüne dayanır. Çocuğu olmayanlar dilekte bulunarak üç kez sacayaktan geçerler. Üç kutsal sayılan bir rakamdır. Sacayak ana rahminin simgesidir.<br />
2-DERE TAŞLAMA GELENEĞİ: İlkbahar , doğanın hayat bulduğu mevsimdir. Doğanın getirdiği yaşama zevkiyle insanlar da bütün kötülüklerden arınmak gereğini duyarlar. Aksu Deresinin denize döküldüğü yerde toplanan insanlar “Derdim Belam Denize” diyerek yedi çift bir tek taş atarlar. Yedi kutsallığı olan bir rakamdır. Tek taş, dileğin yerini bulması için atılan sonuncu taştır.<br />
3-ADANIN ETRAFINI DOLAŞMA GELENEĞİ: Soyun sürdürülmesi inancıyla yapılan sacayaktan geçme geleneği Ada’nın etrafının dolaşılmasıyla tamamlanır. Ada turu Hamza Taşı’nın önünde başlar. Yine Hamza Taşı’nın önünde son bulur. Törenin amacı; soyun sürdürülmesi, belaların denize atılması, döllenmenin bu mevsimde başlaması ve toprağın bereketlenmesi.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">GİRESUN FOLKLORU</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">GİRESUN YÖRESİNDE OYUN GELENEĞİ</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">İlimizde iklim şartlarının ve tabiatın çok sert olmadığı bilinmektedir. Yöresel olarak daha çok denizle beraber yaşamayı öğrenmiş, sırtını dağlara vermiş ve toprağını da işlerken fındığa büyük önem vermiştir. Bu yaşam tarzı geleneklerini ve yöresel davranışlarını etkilemiştir. Yani bu yöre insanları ne fazla sert ne de fazla yumuşak figürlere yer vermiştir. Yani yörenin kendine özgü halk danslarının oluşmasında büyük etkendir.<br />
Danslar genellikle hareket ve çeviklik içermekle beraber kadın ve erkeğin beraber oynadıkları bölümde erkeğin kadına karşı olan saygısından dolayıdır ki, erkek figürleri kız figürleri ile aynı esneklik ve yumuşaklığa kadar düşmektedir. Fakat danslar kazaların bulunduğu yörenin karakteristik özelliğini de içine alarak farklı şekillerde icra edilmektedir. Bu farklılık kostümlerini bile etkilemiştir. Örneğin Alucra ve Şebinkarahisar civarında oynanan oyunlar Karadeniz etkisinin yanında; Orta ve Doğu Anadolu kültürünün esintilerini de üzerinde taşır.<br />
Giresun insanının yaşam tarzı ve biçimi Karadeniz bölgesi içinde, bölgeye has özellik gösterdiği gibi bölgeden uzak karakter de gösterir.<br />
Bölge kıyısında oyunlar; iç içe yaşadığı deniz gibi, hareketli ve coşkundur. Oyun ve türküleri de kendilerine uygundur. Giresun oyunları içinde en önemlisi Giresun Karşılaması ve horonudur. Horonu yine erkekler bölgenin meşhur çalgısı olan kemençe veya davul zurna ile oynarlar. Kadınları ise; Def, Davul, Zurna, Ud ve Bağlam eşliğinde oynarlar. Horonlar; düz horon, sık sara, sallama gibi, karşılamalar ise; Tüfekli Çandır Karşılaması, Bulancak karşılaması, çandır çöplük(karşılama) tür. Müzik ve ritmine göre değişen çeşitleri vardır. Giresun</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">da Halk Oyunları çeşit olarak üçe ayrılırlar. Bunlar; Horonlar, Karşılamalar ve (yörede Kolbastı, bugün ise çoğunlukla FİNGİL olarak bilinen) Meteliktir.<br />
Giresun yöresinde çok fazla miktarda halk oyunları mevcut iken değişik sebeplerden dolayı bu oyunlar icra edilmemekte, yada edilememektedir. Zaten oyunların çoğu unutulmuştur. Fakat bazılarının müzikleri hala kullanılmaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">GİRESUN YÖRESİNDE MÜZİK GELENEĞİ</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun yöresi müzikal zenginliği olan bir ilimizdir. Tarihine bakıldığı zaman bir sayfiye yeri olarak ortaya çıkmaktadır. Osmanlı zamanında sayfiye yerleri daha çok tatil yerleri olarak kullanılırdı. Böyle olunca eğlence ağırlık bir yaşam söz konusu olmaktadır. Tiyatro ve musiki oldukça gelişmiştir. Giresun tarihinde yerli halkına bakıldığında; saraylı etkisi göze çarpar. Böyle bol musiki ve oyunlu bir bölgede, gerek müzik ve gerekse oyunlar konusundan saray musikisi ve halk musikisi birbirlerinden etkilendikleri açık bir şekilde görülmektedir. Özellikle Söz konusu olan bu oluşum belki yüzlerce yıllık bir süreçte oluşmuştur. Bugün bakıldığında tam olarak karşılama normunda çalınıp söylenmektedir. Yörede çok yaygın olan karşılamadır.9/8</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lik usulü olan karşılamaların, 3</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lüsü(aksağı sondadır.. Çünkü icrası diğer türe göre daha kolaydır. Bu gün kullanılan Miralay türküsü bu türe güzel bir örnektir. Horonlarda ise durum daha kolaydır. 7/8′lik yada 7/16</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lık olarak görülür. Genellikle hemen hepsinin 3</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lüsü sondadır. Bazı istisnai horonlar vardır. Onlar 5,8,9 ve 10 zamanlı horonlardır. Yine bazı 7/8</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lik horonların 3</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lüleri yer değiştirip başa veya ikinci sırada da görülebilir. Ama horon denildiği zaman 7 zamanlı ve 3</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lüsü sonda olarak bilinir. Geçmişi konusunda bir şey söylemek çok zordur. Ancak çok eski bir oyun türü olduğu söylenebilir. Hatta 18OO’lü yıllarda yaşamış olan Tuzcuoğlu Mehmet Ali’nin çaldığı horon müziğini bu gün Tuzcuoğlu horonu diye hatırlayıp, hala çalabilenler mevcuttur.<br />
Bir diğer oyun türü de fingil (pek çok kaynakta metelik yada kolbastı olarak geçer.) olarak karşımıza çıkar. Bu diğer ikisine göre daha yeni bir türdür. Özellikle askerlik nedeniyle başka memleketlere gidip gelen gençler gittikleri yerlerdeki eğlence ortamlarında gördükleri oyunları ve müzikleri memleketlerine getirmişlerdir. Müzikal yapı olarak 4/4</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lük, 2/4</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lük ana usul ve kalıpları olarak karşımıza çıkıyor. Daha sonra bu tür çok tutulmuş ve oturak alemlerinin vazgeçilmez türküleriyle oynanmaya başlanmıştır. Özellikle Lazutlar, Sokakbaşı Meyhane gibi türküler Giresun halkı tarafından halen çok sevilen ve söylenen türkülerdir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">GİRESUN YÖRESİNDE OYNANAN HALK OYUNLARI</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">da bugün unutulmamış ve hala halkın ve çeşitli oyun gruplarının oynamış olduğu oyunlardan bahsedecek olursak Karşılamalar, Tüfekli çandır karşılaması, Horonlar, kız Sallama horonu, erkek Sallama horonu, erkek Sıksara ( Sıksaray- sık Horon)Horonu, Kolbastı ( Fingil, Metelik) Gürcü sallaması gibi oyunları sayabiliriz.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">KARŞILAMALAR</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun yöresinin temel esasını oluşturan oyun karşılamadır. Oyun çok eskiye dayanır. İsmini karşılıklı oynamaktan alır. Buradaki karşılama </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Karşılık</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> kökünden gelen, karşı karşıya oynama diye de nitelendirilen karşılamayı esas alır. Karşılamada ise kız ve erkekler karşı karşıya oynarlar.<br />
Oyun ritmik olarak 9 zamanlıdır. Bu karşılama türünde ayak değişmeden ritim kalıbında değişiklikler olabilir. Örneğin kalıpta bulunan üçlünün yeri her zaman sonda olmayabilir.Örneğin; Miralay müziğinin üçlüsü sondadır .( 2 + 2 + 2 + 3 = 9 ) Bağlamam Perde Perde müziğinin üçlüsü ise ikinci sıradadır. ( 2 + 3 + 2 + 2 = 9 ) bunun sebebini müzik geleneği konusunda anlatmıştık.<br />
Kullanılan müzikler; Miralay, Bağlamam Perde Perde, Altın Yüzük Var Benim, Oy Giresun Kayıkları, Giresun</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">un Evleri, Al Tavandan Belleri, Çıkma Fındık Dalına, Bulancak Karşılaması, Zurna Karşılaması </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"><br />
Çoğunlukla bağlama, davul - zurna ve kemence ile oynanır. Eskiden kalma karşılama müziklerinin bazıları bugün çoğunlukla kullanılır. Fakat bazı bölümleri özellikle kullanılmaz. Çünkü icrası oldukça zordur. Ritm ve ölçü kaçırma riski çoktur. Örneğin; Çandır Karşılamasının (tüm repertuar kayıtlarında bu türkü Giresun karşılaması olarak bilinir) oyun bölümündeki çarptırma ve taramalar(tıramola) herkesin yapabileceği bir şey değildir. Onun için halk oyunları grupları bu ezginin sadece türkü bölümünü kullanırlar.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">TÜFEKLİ ÇANDIR KARŞILAMASI</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Oyun adını Giresun iline bağlı Çandır köyünden alır. Giresun</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">da bir gerçeğe inanılır. </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">da en güzel Çandırlılar oynar.</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Herkesin bildiğinin aksine bu oyun savaşı anlatmaz. Giresun ve çevresinde yapılan düğünlerde </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Konak Gitme</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> olayı vardır. Bu ziyaretlerde herkes kendi köyünün, kasabasının veya bulunduğu yerin oyununu oynar. İşte Çandırlılar konak gittikleri köylerde ilk olarak bu oyunu oynarlar. Oyun şöyle oynanır;</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Tüfeği olan herkes ortaya toplanıp bir daire kurarlar. İçlerinden tecrübeli biri çavuşluk yapar. Oyun özellikle davul ve zurna ile oynanır. Önce müzik başlar. Normal karşılama ritminden daha ağır oynanır. Çavuşun komutuyla yavaş yavaş oynanmaya başlanır. Yine çavuşun </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">nişan al</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> komutuyla havaya, daire ortasına yere veya birbirlerinin ayakları dibine nişan alırlar. Çavuşun </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">ateş</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> komutuyla herkes ateş eder. Boşalan tüfekleri çavuş doldurmaya başlar. Tekrar aynı şekilde nişan ve ateş komutlarıyla oyun böylece devam eder. İlk zamanlar çakmaklı üstten doldurmalı tüfekler kullanılırdı. Boşalan tüfeklere ezva (barutu ateşlemeye yarayan tıpa) ve barut doldurma işini de çavuş yapardı. Daha sonra ki zamanlarda mavzer, sonra da av tüfekleri kullanıldı. Bu seferde boşalan tüfeklere fişek ve mermi doldurma işini yine çavuş üstlenirdi.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Oyun dokuz zamanlıdır (2 + 2 + 2 + 3 = 9). Normal karşılama ritminden daha ağır (yavaş) ritmle oynanır. Oyunda göze çarpan özellik ise tüfek ile havaya ve yere ateş etme özelliğidir. Kullanılan müzikler; Çandır Tüfekli Karşılaması.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">HORONLAR</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun il merkezinde horon görüldüğü gibi, ilimizde esas olarak horon Görele ilçesi ve çevresinde sıkça icra edilir. Çoğunlukla kemence ve davul - zurna ile oynanır. Görele’de yaygın olmasının sebebi büyük kemence üstatlarının Göreleli olmalarında ileri gelir. Horonların isimleri de, bu ustaların isimleriyle anılır. Bunun sebebi bu eserleri ilk icra eden kişi olmaları, yani yaratıcısı olmalarıdır. Örneğin Tuzcuoğlu horonu, Piçoğlu Sıksarası gibi. Görele konum itibariyle Trabzon ile Giresun’un tam ortasında yer alır. Coğrafik olarak Giresun’a bağlıdır. Ancak birçok kültürel değer bakımından (türkü, halk oyunları) Trabzon’a daha yakındır. Yayla olarak da Trabzon ile aynı yaylayı, yani Sis Dağı ve Kadırga Yaylasını kullanır. </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Bu olayın sebebini birazdan yayla kültürü konusunda anlatacağız</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">. Trabzon halk oyunları olarak Giresun’dan önce atılım yapmış kullandıkları oyun ve müzikleri halka, yıllar içerisinde icra yoluyla göstermiştir. Halk da bu oyunları Trabzon yöresi diye kabullenmiştir. Hatta Giresunlular dahi bunu kabul etmiştir. Fakat sonra kendi oyunlarını ve müziklerini ortaya çıkarmak istediklerinde “Bu Trabzon yöresi, bunu Giresun yöresi olarak oynayamaz, tanıtamazsınız” şeklinde eleştiriler aldılar. 196O’lı yıllardan önce her iki ilde bu müzikler kullanılırken ve bu oyunlar oynanırken kimse Trabzon Giresun ayrımı yapmazken günümüzde bu ayrım yapılmaktadır. Mecburen yeni müzik ve oyun (Trabzon’da kullanılmayan) arayışına girildi.En büyük kemence ustaları Giresun’dan çıkmasına rağmen horonlarda çoğunlukla Davul - Zurna kullanılmaya başlandı. Şu gerçeği de unutmamak lazımdır. Harşit çayı doğal bir sınır olduğundan, Harşit çayının Doğusu ve Batısı arasında bir takım kültürel farklılıklar vardır. Her ne olursa olsun; Görele, Espiye, Eynesil yöreleri ayrı değerlendirilmelidir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">KIZ SALLAMASI</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">da karşılama türü oyunların dışında yöre karakterine ve coğrafyasına uygun olan bir başka oyun da horon türüdür. Bu oyun cumhuriyetten sonra ortaya çıkmıştır. Nedeni ise; kızların kendi aralarında yaptıkları eğlencelerde erkekleri taklit ederek oynamaya başlamalarıdır. Figür zenginliği 5 veya 6</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">yı geçmez. 7 zamanlıdır. Oldukça yumuşak, narin ve cilveli bir şekilde oynanır.<br />
Çoğunlukla kemençeyle oynanır. Bağlama, Def, Ud gibi sazlarda kullanıldığı görülür. Kullanılan müzikler; Çavuşlu Horonu, Püsküllü </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">��</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">..</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">ERKEK SALLAMASI</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun tarihi kadar eskidir. En az 3 kişi ile oynanır. Tatlı sert bir anlayış vardır. Yöresel tabiriyle </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">gevrek</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> tir. Oyun 5 zamanlıdır. Figür zamanları 10 birim zaman ve bağlantılıdır. Oyun halka şeklinde oynanır. Oynanılan yerin şekline göre bağlı dizi düz, halka, yarım halka şeklinde de oynanır. Figür bakımından zengindir. Horonun olmazsa olmazı olan </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">alaşağı</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> figürü sıkça yapılır. Bir nevi sık horona geçmek için, alıştırma ve ısınma oyunu da diyebiliriz.<br />
Genellikle kemençe veya davul zurnayla oynanır. Müzik olarak çoğunlukla Merekte Sarı Saman kullanılır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">SIKSARA (SIKSARAY,SIK HORON)</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Bu oyun sallamanın aksine daha sert ve coşkulu oynanır. Sık</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">ın anlamı çok çabuk demektir. Bir çeşit sık oyun, sık horon çabuk horon demektir. Az zaman içinde çabuk ve fazla figür yapmak gerekmektedir. Sıksara, zamanla sıksaray olmuştur. Burada yörelerin mahalli ağızları büyük rol oynamıştır. Oyun 7 zamanlıdır.<br />
Horon,</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Karadeniz bölgesinde özellikle Doğu Karadeniz</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">in kıyı kesimlerinde toplu olarak ve daha çok bağlı diziyle oynanan disiplinli halk oyunlarının genel adı dır. Horum, Horun, forom vb. şekillerinde de söylenir.<br />
Horon Cenevizlilerden kalmadır. Karadeniz</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">e özellikle Harşit havzasına gelip buradan da Türk ve Yunan kavimlerine geçmiştir. İstila ve temaslar sonucu oradan Batı Avrupa</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">ya ve Karadeniz</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">in doğusuna yayılmıştır.<br />
Genel olarak ülkemizde Doğu Karadeniz bölgesinde Trabzon, Rize Giresun civarında oynanır. Bunun yanı sıra az da olsa Artvin, Ordu, Samsun, Bayburt, Gümüşhane gibi illerde de görülebilir.<br />
Horonda denizin dalga hareketlerini ve kıpırtılarını, balıkların çırpınışını görür gibi oluruz. Horonların oluşmasında Karadeniz bölgesinin çok engebeli doğal yapısının, fırtınalı hırçın bir deniz olan Karadeniz</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">in sarp bir arazide bazen bir ayağını bile zor basabildiği patika yollarda yürüyen ve sırtında yük taşıyan Karadeniz insanının çevikliği anlatılmaktadır. Horonda yapılan hareketler incelendiğinde, belleme, çapalama, deniz dalgalarının parçalanması, dalgaların kıyıdan geri çekilirken çakıllarda çıkardığı ses, kürek çekme, balıkların ağlara yakalandıkları andaki çırpınışları gibi doğal olayların veya işle ilgili tarımsal hareketlerin canlandırıldığı görülür.<br />
Horom kelimesi ve horla üzerindeki dik olarak kümelendirilmiş birkaç bağdan oluşan mısırlara verilen bir isimdir. Horomların bulunduğu tarla uzaktan görünüş olara kollarını havaya kaldırmış bir şekilde duran insan kalabalığını andırır. Horon oyunlarında genellikle kollar havaya kalkmış bir biçimde oynanır. Bu duruş horomları andırmaktadır. Bundan esinlenerek Horon adını aldığı söylenir.<br />
Horonlar dizi oyunu biçiminde onandıkları zaman dizi biçimleri sıra dizi-lişi, görünüşünde olarak tek sıra erkek, tek sıra kadın, düz dizi, eğri dizi, koşut dizi, bağlı dizi, bağlı tek dizi, bağlı alaca dizi, açık diziş kapalı dizi biçiminde oynanmak-tadır.<br />
Oyun 7 zamanlıdır. Ayak figürleri 10 birim zamanlı ve bağlantılıdır. Çoğunlukla kemençe, davul </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> zurna ile oynanır. Belli bir müziği yoktur. Mahalli saz sanatçılarının isimlerini de verdikleri kendine özgü özel horon ezgileriyle icra edilir.<br />
Halka oyunu biçimindeki dizilişlerde ise; düz halka, koşut halka, bağlı halka, tek halka, kapalı halka, açık halk, bağımlı halka, tek halka erkek, tek halka kadın, halka, tepeli halka dizilişleri görülmektir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">KOLBASTI (Fingil-Metelik)</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Fingil (Kolbastı - Metelik) havası çoğunlukla türkülü oyunlardır. Giresun’da bu gün hemen hemen bütün gruplar ya Lazutlar’ı yada Dereboyu Kavaklar’ı kullanırlar. Bunlar çoğunlukla popüler olduğu ve insanların kulağında ezgileri zaten var olduğu için icrası da kolay olduğundan çokça rağbet görür. Oysa Giresun’da daha bir çok fingil havası türküsü vardır. Özellikle Sokakbaşı Meyhane, Oy Bahçenize Ben Giremedim vb. daha bir çok türkü mevcuttur. Bunlar halk oyunlarında da kullanılabilen türkülerdir. Ancak sorulduğunda özellikle Sokakbaşı Meyhane türküsünü halk oyunu olarak çok ağır bulurlar. Bu sebepten kullanmazlar. Fakat eskiyi araştırdığımızda bu oyunun zaten ağır, aheste oynandığı söylenir. Halk oyunları müzikleri bazen metronomları artırılarak çalınır. Ancak bazıları buna müsait değildir. Bu müsait olmayanlardan birisi olan “Sokakbaşı Meyhane” isimli Fingil oyun havasıdır. Sözlü oyun grubuna girer.<br />
</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Bu oyuna </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Kol Ağası</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> da denilmektedir. Genelde 2 ve 4 zamanlıdır. Bolu yöresindeki bazı oyunlara benzemektedir. Genelde </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Lazutlar</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> türküsüyle oynanır. 4 zamanlıdır. Bazı Yörelerde; zağma, bildiş oyun havası diye bilinen bu tür oyunlar ve müzikler Giresun yöresinde karşımıza Kolbastı ve Metelik olarak çıkar. Kol deyimi kolcudan gelmektedir. Cumhuriyetten önceki ve de sonraki o dönemlerde; gümrük görevi, polis görevi ve jandarma görevi verilen görevliler vardı. Hatta kişilere ormancı görevi de verilirdi.Karakol ismide buradan gelir. Kara üzerinde ve şehir içinde görev yapan emniyet ve asayiş birimi. Kolcu ise şehir dışında köylerde, kırsal kesimde mermi, silah, tütün, uyuşturucu, alkollü içecekler kaçak ağaç kesme vb. davranışları durdurmakla ( bugünkü köy korucusu) görevli kişilerdi. Bunlar; mert, korkusuz, silahlı ve atlı gezerler. Çünkü görev alanları çok geniştir.<br />
Cumhuriyet öncesinde işret (alkollü içki) yasak olduğundan bu defa yöre delikanlıları da aksine sazlı ve sözlü içki muhabbeti yaptıklarından; işte çoğu zaman kolcularca baskına uğrarlardı.<br />
Muhabbet yapan yöre delikanlıları cesur, yiğit ve atak olmak zorundaydılar. Çünkü, her an baskına uğrayacakları için silahları da vardı. Başka bir eğlence şekli olmadığından yasakla vicdanları arasında bir çeşit savaş verirlerdi. Zamanla baskın yapa yapa ve zamanla basıla basıla kolcu ile yöre delikanlıları birbirlerini görmezlikten gelirler ve arkadaş olurlardı. İşte bu her iki insanın oyunlara karışması hatta oynaması ile oluşan ve oynanan bir oyun olduğundan buna zamanla kol havası, kol oyunu veya kolbastı denilmiştir. Kol havasının bir çeşitlemesi de Fingil ve Meteliktir.<br />
Oyun 2 ve 4 zamanlıdır. Figür genişliği pek yoktur. Bağlama en çok kullanılan enstrümandır. Müzikle ayak figürleri uyumludur.<br />
Kullanılan müzikler; Oy Bahçenize Ben Giremedim, Lazutlar, O Yaylanın Çimenine, Sokakbaşı Meyhane </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> biz burada Lazutlar müziğinin nota ve ritmik yapısını aşağıda gösterdik.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">GÜRCÜ SALLAMASI</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Giresun Merkezden, Ordu iline doğru olan bölgelerde, özellikle Bulancak ve Piraziz ilçesi ile yükseklerinde sıkça görülür. Muhacirler zamanında buralara yerleşen Gürcü halkı tarafından yöreye getirildiği sanılmaktadır. Giresun</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">da pek oynanmaz. Bunun için nota ve ritmik yapısını göstermeye gerek yoktur. Ordu yöresinde görülen Gürcü Horonu ile gerek müzik, gerek ritm ve gerekse figür olarak aynıdır. Oyun; 8 ( 3 + 2 + 3 ) zamanlıdır. Ziyadesiyle aynı oyun Ordu yöresinde oynanır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">GİRESUN</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">DA GİYİM KUŞAM VE KADIN-ERKEK KIYAFETLERİ</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">GİRESUNDA GİYİM KUŞAM</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">İl merkezi ve kıyı bölgelerinde çağdaş giysiler giyildiği halde iç kesimlerde geleneksel giysiler yaygındır. Giresun</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">da peştamal kadın giyiminin değişmez bir parçasıdır. Cepkenler, bindallılar, entariler bu yörede görülmektedir. Kadınlarda başa örtülen, bele sarılan peştamalın değişik türü vardır. Kadınlar başlarına </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Keşan Peştamal</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> denilen gösterişli ve ince bir dokumayı bellerine de düz çizgili veya direkli peştamal diye adlandırılan dokumayı sararlar. Kadınlar eskiden canfes (üçetek) de giyerlerdi. Ev gezmelerinde, düğün ve bayram gibi özel günlerde de kadınlar başlarına altın tepelik, boyunlarına beşibiryerde ve kollarına da hasır bilezik takarlardı. Hasır bilezikler günümüzde de büyük ilgi görmektedir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Eskiden dokunan yün çoraplara günümüzde pek rastlanmamaktadır. Boyalı yaşmak ve çember, peştamal, entari, hırka ve yelek günlük kadın giyimini oluşturmaktadır. Ayaklara giyilen kara lastik artık kullanılmamaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Kentte de görülen bu giyimin yanında modern giyim de yaygındır. Erkek giyiminde dağlık kesimlerde aba </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> zıpka denen paçaları dar, baldırdan yukarısı bol pantolonlar giyilir. Bu giyimde yörenin sert iklimin etkisi vardır. Erkeklerde aba zıpkanın yanında çerkez kayışı, kama, gümüş kamalık, kabalak ve çizme giyilmektedir. Erkekler il merkezinde, kıyı ve kasabalarında ceket ve pantolon giyerler, kasket takarlar.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Günümüzde Giresun halkı modern giyimi kullanmaktadır. Yine köy ve kasabalarda kadınlar ev içinde oyalı yaşmak veya çember, entari, peştamal veya şal giyerler. Ayaklarına; lastik veya kundura giyerler.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">KADIN KIYAFETLERİ</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Daha çok il merkezinde olmak üzere zenginler tarafından giyilen ipek ve kadife entariler yöreye has motiflerle süslenir. Ekonomik duruma göre altın, gümüş işlemeler göze çarpar. Genelde canlı renklerden oluşan (sarı, kırmızı vs.) serbest kıyafetlerdir. Kumaş olarak; eski yıllarda basma ve pazen olarak mevsimine göre giyinilir. Eskiden Çarşaf ve Ferace giyilirdi. Bindallı ve üçetek tabir edilen elbiseler de giyilirdi. Giyim kumaşları şehir ve köylerde değişmekte olup, ipekten yapma elbiseler kullanılabilirdi.<br />
Eskiden şehirlerde gündelik giysi olarak kadınlarda manusa denilen çizgili, pamuklu, fanusa denilen yünlü ve ipek kadife entariler giyilirdi. Tepelik ve oyalı yemeni başa bağlanırdı. Bu giysiyle sokağa çıkıldığında başa gelen kısma büzgülü ipek, pütükare çarşaf ve peçe takılırdı. Entarinin üstüne Musul çarşaf giyerler. Kenarları 2-3 cm. genişliğinde altın gümüş telle şeritlenmiş, başa kordonla bağlanıp, ucuna altın gümüş toplar, nazar boncuğu yaşlılara felç vurmasın diye bir akik boncuk bulunan peçe ve kıl peçeler takılırdı.<br />
Yatak giysisi olarak; beyaz patiskadan fistolu, kırmalı veya dantelli kurdelelerle süslü gecelik giyilirdi.<br />
Hamam giysisi olarak; Zenginler; altın sırmalı, gümüş telli havlular, üçgen biçimi yaşmaklar, gümüş tas, gümüş nalın, altın ve gümüş kakmalı fildişi taraklar kullanırlardı.Fakirler ise; baş tarafı işli ipekli havlular, yaşmaklar, ceviz nalın, bakır taslar ve pamuk keten peştamallar kullanırlardı.<br />
Sırmalı bohça içinde ikinci beyaz bohçaya sarılmış; gümüş telli sırmalı havlu, yaşmak, altın ve gümüş kakmalı fildişi tarak, gümüş tas, gümüş nalın, kese, sabunluk, hamamda üzerine oturmak için küçük bir halı ve işlenmiş örtü bulunur. Bunun yanında hamamda ipekli ve pamuklu peştamallar da kullanılırdı.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Cember, Çember, Çömber</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yörede baş örtüsü (Tülbent), yemeni ve yazma olarak da bilinir. İnce ve seyrek dokunmuş, üzerine kalıpla basılmış, elle boyanmış yaprak ve çiçek motifleri bulunan, etrafı çeşitli renklerde ince boncuk, metalik beyaz pul ve iğne oyalarıyla süslü, başta siyah olmak üzere değişik renklerde olan bez bağlanır. Bkz. Resim 3. Çemberin diğer bir adı da </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yaşmak</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> veya </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Bürümcek</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> olarak da geçmektedir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Entari</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Entari, üçetek veya Bindallı olarak da tabir edilir. Fistan üzerine eskiden </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yaylık</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> takılırdı. Yöre giyiminde en çok kullanılan model; beli büzgülü entari modelidir. Etek ve yaka kısmı fırfırlı (volanla) veya dilimli; kolları uzun, kol ağızları manşetli veya büzgülü olup lastik takılır.<br />
Yaylık; Genellikle Görele ve çevresinde kullanılır. Fistan üzerine İman tahtası olarak tabir edilen göğsü kapatan bezdir. Günümüzde kullanılmamaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yelek</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Kolsuz sade modeli ile yeni giyimi, kadife kumaşı ve işlemesiyle eskiyi hatırlatır. Kol ve yaka kenarına işlemenin renginde harç ve uyumlu renkli su taşı geçirilir. Yeleğin sağ ve sol yanı ile arkası eskiden sırma tekniği ile( başta çiçek ve yaprak olmak üzere ) çeşitli desenler işlenir. Tam bele inmez, önde kendiliğinden kapanabileceği gibi gizli kanca veya uçkurla içten bele bağlanır. Çeşitli pamuklu bezlerden yapıldığı gibi en makbulü kadife olanıdır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Göynek</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Beyaz ve krem rengi olan Göynek dokuma keten, kara keten ve bürümcükten yapılmıştır. İçe giyildiği için bu gün kullanılmamaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">İç Donu</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Eskiden uçkurlu ve dize kadar uzun, diz kısmı lastikli </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Tıman</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> adı verilen bezden yapmadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Peştamal</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Entarinin üzerine, bele bağladıkları, genellikle beyaz, kırmızı, enlice çizgili veya kareli peştamallar bağlanır. Buna yörede </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Keşan</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> da denilir. Her gün iş içinde bulunan kadınların tarlada, mutfakta, yolda, pazarda belinde taşıdığı peştamalı oldukça süslü bir giysi olması yanında kadınların çalışırken üst başlarını kirlenmekten koruyan iyi bir önlüktür.<br />
Acem Şalı:<br />
Daha çok yüksek kesimlerde oturan kadınların bellerine sardıkları kalınca bir kuşaktır. Kuşak, sırtında yük taşıyan kadının belinin incinmemesi bakımından bir yastık (arkalaç) görevi görür. Özel gün ve düğünlerde giyilen püsküllü ve desenli yün kuşaklara </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">ACEM ŞALI</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> denirdi.Bunun sebebi bu kuşağın Acem ülkesinden gelmesidir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Kolon </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> Kolan</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yassı ve enlice bağ. Kalın yünden dokunur. Kaytandan daha incedir. Kadınların; sırtında yük taşımada kullandıkları, ayrıca bellerine sardıkları bir bağdır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Çorap</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yün ve ince sağlam pamuk ipliğinden dokunmuş Fildegoz adı verilen değişik renklerde motiflerle süslü diz kapağının altına gelecek şekilde uzunca örülmüş çoraplar giyilir. Bkz. Resim 9. Örgü desen ve motiflerine göre değişik adlar alırlar. Örneğin, erik yaprağı, burma, saç örgüsü, yıldız, çiçek, kilim, baklava ve muska gibi. Değişik renk ve motiflerde örülen bu çoraplara alaca çorap adı verilir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yemeni</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Bir çeşit hafif ve kaba ayakkabı. Altı kösele olup değişik renkte deriden alçak topuklu olarak yapılır. Bkz. Resim 10. Dağ köylerinde deriden yapılan çarık, çapula, yemeni, kent merkezinde ve sahil köylerinde mest, kundura giyilir. Ayrıca kara lastik, içi pamuklu bezle kaplı olduğu için ayağı terletmediğinden daha çok kullanılır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">TAKI VE AKSESUARLAR</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Gümüş Tepelik</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Cumhuriyet öncesi gümüş tepeliği yalnızca genç kızlar takar, gelinler ve evli hanımlar altın tepelik takarlar. Tepelikler genellikle duvak yerine kullanılan saf ipek örtünün üzerine, genç kızlarda ise; iğne oyalı şifon eşarp üzerine takılır. Günümüzde ise bunlar kullanılmamaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Göğüse Takılanlar</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yörede takı olarak altın, gümüş ve elmas her zaman rağbet görmüştür. Bazı takı türleri günümüze kadar özelliğini bozmadan gelmiştir. Yörede en çok beşibiryerde takılır. Bu altının yanlarına Osmanlı adı verilen Reşat Liralar takılır. Önceden kurdeleyle bağlanarak boyna takılan gerdanlık, günümüzde zincire dizilerek takılır. Bkz. Resim 11. Kulağa ise; elmas küpe, altın küpe (hasır işi) takılır. Yörede liralarla birlikte boğaza at boncuğundan küçük, çeşitli göz alıcı rengarenk boncuklar bağlanır. Bu lira ve boncuklar renkli bezden yapılmış bir bağ ya da renkli bir kurdeleyle dizilmiştir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Kola Takılanlar</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Genç kızlar gümüş bilezik, gelinler altın bilezik (hasır bilezik) takarlar. Her gelinin mutlaka hasır bileziği bulunur. Aile durumuna göre her iki kola da takılır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yüz Süslemeleri</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Fındığın ateş üzerinde yakılarak elde edilen kömürden kaşlara </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Rastık</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> çekilirdi. Yüze ise pudra sürülürdü. Bugün kozmetikten yararlanılıyor. Yine eskiden Geyik Mantarının sütünü kaşlara sürerek kızılımtırak bir boyama yaptıkları da söylenmektedir. El içlerine ise kutsal sayılan ve halen daha kullanılan </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Kına</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> yakma olayı vardır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">ERKEK KIYAFETLERİ</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Erkeklerde kostüm olarak hakim yaka beyaz gömlek, üstüne düğmeli yelek onun üstüne ise uzun kollu belden bağlamalı aba giyilir. Altta belden bağlamalı Zıpka, ayaklarda el örme çorap, üzerine diz hizasında çizme giyilir. Başta ise aba-zıpka kumaşından yapılmış kulak üzerinden bağlamalı </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">KABALAK</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> adı verilen başlık kullanılır. Aksesuar olarak, boyunda zincirli gümüş hamaylı, omuzdan asılıp bel hizasına inen zincirli gümüş tütünlük, göğüs hizasına takılan beşli gümüş köstek zincirleri, belde ise çerkez kayışı ile kılıflı kama ve tabancalık takılır. Kostüm kumaşının ana rengi siyahtır. Esas giyimin dokuması; </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">KARAMANTU</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> denilen keçi yününden yapılma, adına </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">ÇÖPÜR</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> denilen ve siyah renkli bir kumaştır. Bu kumaş kalın olup, 25 cm.lik enlilikte kazık denilen dokuma tezgahında elle dokunurdu. Oldukça ağır bir kumaştır. Bugün ise normal siyah renkli kumaşlardan yapılmaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Kabalak</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">150 </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> 170 cm. uzunluğunda, 24-25 cm. eninde çuha, karamanduladır, sağlam parlak kumaş yada şayak; Şayak: kaba bir şekilde dokunmuş, dayanıklı yünlü kumaş, iplikleri köyden köye ve çuhadan daha seyrek olarak dokunmuş lacivert veya siyah renktedir. Bkz. Resim 12. Kaba örgülü olmakla birlikte sıcak tuttuğundan özellikle köylüler ve kasaba esnafı arasında ceket (aba) ve pantolon (zıpka) kumaş olarak kullanılmıştır. Ortası başa yerleştirilecek şekilde dikilir. Bağlığın tepesine bağlı püskülü vardır. Önde 6 cm. eninde 20 cm. uzunluğunda kaytan işlemesi vardır. Arka tarafında 10 cm.</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lik bir yırtmaç vardır. Bu yırtmaç kabalağın iyi ve rahat bağlanması için yapılmıştır. Uzun kısımları uç kısımlarından içe doğru 30 cm. astarlıdır. Başa sarılarak kulak üstünde fiyonk şeklinde bağlanır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Gömlek </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> Mintan</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">El tezgahlarında 1900-1909 yıllarında erkekler için; Koluzobba denilen eriş ve arağazı (dokuma tezgahlarında enine alınan iplik, atkı ipek ve bürümcümle dokuma bir çeşit gömlek), yine yarım koluzobba yahut melez deline ipeği az ve bürümcüğü fazla ikinci çeşit gömlek Hilaliye denilen çin pamuğu ve ayrıca ipek ve bürümcük karışık dokunan erkek gömleğidir. Şimdi ise beyaz-siyah, siyah-beyaz çizgili bezden yapıldığı gibi, beyaz patiska, poplin veya ipekli kumaştan dikilen hakim yaka kolları manşetli bol bir giysidir. Bkz. Resim 13. Yaka; boğaz üzerinde iki üç düğme ile iliklendiği gibi sol omuz üzerinde de iliklenir. Düğmeler siyah renktedir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">İç Göynek</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yakasız ve önden üç düğmeli olarak uzun veya kısa kollu olarak kullanılır. İki tip olarak mevsimine göre, yazın Kara keten kumaşından yapılanı, kışın ise yün olanı giyilmektedir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yelek</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Ön kısmı siyah kumaştan dikilmiştir. Arka kısmı boydan boya astarlıdır Yeleğin iç astarı Karamanduladan olduğu gibi ipekten de olur. Yaka kısmında 12 cm. eninde sırma işlemeler vardır. Sol omuza yakın bir konumdan aşağıya doğru bir dizi düğme ile iliklenir. Bkz. Resim 14. Bu düğmeler simetrik olarak sağda bulunur. Kullanılan düğmeler siyah veya metalik beyaz renkte (gümüşten) olur. Kol altında cepler bulunur. Gömleğin üzerine giyilir. Kruvaze yelek, çift tarafı düğmeli olup, yeleğin arkası köprü bağı ile bağlamalı, yaka kenarları kaytan işlemelidir.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Aba-Cepken</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Siyah şayak kumaştan yapılmıştır. Yakasız, kolları astarlı olduğu halde bedeni astarsızdır. Sağ ve sol tarafta birer cebi vardır. Kruvaze olarak sağ solun üstüne kapatılır. Düğmesi yoktur, alt uçlarında bulunan bağcıklarla belden arkaya bağlanarak sabitlenir. Bkz. 15. Genellik yaz sıcaklarında giyilmez. Zamanımızda bu parça pek kullanılmaz. Ceket olarak yelek üzerine giyilir. Kenarları ve kol üzeri </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Kaytan</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> denilen iplikten örme süslüdür. Yanları yırtmaçlıdır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">İç Donu</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">(Tıman-Tuman) Göbek ve diz arasında olup beyazdır. Mevsimine göre kumaşı değişmektedir</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Zıpka</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Siyah kumaştan dikilmiş bir tür pantolondur. Bacak kısmı, bacağı saracak şekildedir.<br />
Ağ ve arka kısmı körüklüdür. Zıpkanın ek yerlerinde,bacağın ön ve arkasından aşağıya doğru 1cm. eninde kaytan işleme vardır. Uzun uçkur ile önden arkaya dolanarak bağlanır. Paça kısmında ayağın rahat geçmesi için yapılmış 10 cm.</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">lik yırtmaç bulunur. Yırtmacın uçlarında uçkurlar bulunur. Bu uçkurlar bileğe bağlanır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Çorap</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Koyun yününden elde örülmüştür. Siyah, beyaz ve kahverengi ayağı giyilen bir giysidir. Bugün; çizme içerisinde görülmediğinden kostüm olarak kullanılmamaktadır.<br />
Çizme:<br />
Yörede sabuk veya salenk olarak adlandırılır. Boğaz kısmı yumuşak deriden ve meşinden yapılan altı kösele alçak topuklu, önce dikimli ve sivri burunlu siyah bir çizmedir. Boğaz kısmı katlanarak da giyilir. Ayrıca yörede körüklü çizme de giyilir. Diğer bir adı ise </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">SAPUK</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"> tur. Bu isim Rumlardan kalma bir addır. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Karadeniz insanı Rumlarla birlikte yaşamış olduğundan, o devirde yaşayan insanlar bu ismi kullanmışlardır.<br />
Çarık:<br />
Ayakkabı olarak yörede inek derisinden yapılan çarık giyilir. Çarık-ların uçları sivri, boğazları açıktır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">TAKI VE AKSESUARLAR</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Aksesuarlar; kuşak, kemer, hamail, nuska, köstek, bıçak, yağdanlık ve </span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Gavdanlık</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Verdana;">�</span><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">tan oluşur.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Nuska-Muska</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Üçgen şeklinde olan muska gümüşten yapılır. Üzerinde çiçek ve ay-yıldız gibi işlemeler bulunur. Boyuna gümüş zincirle asılır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Hamayil</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Gümüşten yapılmış nazar göz değmesin diye içine muska ve bazı ayetler koyulur.üzerine çiçek, ay yıldız, cami resimleri, padişah arması ve tuğrası işlenen, sigara tabakası büyüklüğünde zarif kutudur. Bkz. Resim 19. Hamayil, gümüş zincirle birlikte sağ omuzdan sol koltuk altına doğru çaprazlama asılır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Köstek Zinciri</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Sol cebe konulan saate çok sayıda ince gümüş zincir bağlanır. Bu zincirlerin diğer uçları sağ üst yakaya tutturulur.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Çerkez Kayışı</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yörede sırma silahlık, çerkez kemeri olarak da bilinir. Siyah deriden yapılan kemerin ön kısmında bıçakları koymak için üst üste dikilmiş kayış gözleri bulunur. Bu kemerde aşağıya doğru sarkan gümüş işli uçları vardır.Bu kemere silah, bıçak, av malzemesi, yağdanlık takılabilir. Aba, eğer giyilmemişse, yelek üzerinden bele bağlanır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Kama</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Silah olarak kullanılır. iki ağzı da keskin büyük bıçaktır. Ucu sivri 25-30 cm. uzunluğunda, siyah bir kın içinde sol taraftan bele asılır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Yağdanlık</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Silah yağlamak için içinde yağ bulunan küçük bir kutudur. Kemere asılır. Bu gün kullanılmamaktadır.</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Gavdanlık</span></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Gav (kav), ateş veya sigara yakmak için çakmak çakarak tutuşturulan maddedir. (Mantar kavı, bez kavı vb.). Kavlik, sigara veya gerektiğinde ateş yakmak için içine kav, çakmak taşı, gazlı bez, pamuk ve çakmak konan siyah meşin, bezden bir torbadır. Kemere asılır. Bu gün kullanılmamaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal">&lt;&#8211;&gt;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kesap.biz/?feed=rss2&amp;p=482</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KEŞAP MUTFAĞININ ÖZELLİKLERİ</title>
		<link>http://www.kesap.biz/?p=478</link>
		<comments>http://www.kesap.biz/?p=478#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 11:57:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GiRESUN YEMEKLERi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kesap.biz/?p=478</guid>
		<description><![CDATA[&#62;
Tarihsel süreç içerisinde bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan İlimiz, zengin bir kültür mirasına sahiptir. Bu kültürün önemli bir yanını “Mutfak Kültürü” oluşturur.Anadolu’nun kuzey bölgesinde yer alan Giresun bir geçiş merkezi olması, farklı iklim ve coğrafyalara sahip bulunması nedeni ile kıyı kesimlerde ot, yapraklar ve deniz ürünlerinden oluşan yemekler hakimken; Şebinkarahisar, Alucra ve Çamoluk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&gt;<img class="aligncenter size-full wp-image-477" title="gugum" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/02/gugum.jpg" alt="gugum" width="397" height="500" /></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Tarihsel süreç içerisinde bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan İlimiz, zengin bir kültür mirasına sahiptir. Bu kültürün önemli bir yanını “Mutfak Kültürü” oluşturur<strong>.</strong></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Anadolu’nun kuzey bölgesinde yer alan Giresun bir geçiş merkezi olması, farklı iklim ve coğrafyalara sahip bulunması nedeni ile kıyı kesimlerde ot, yapraklar ve deniz ürünlerinden oluşan yemekler hakimken; Şebinkarahisar, Alucra ve Çamoluk gibi iç kesimlerdeki İlçelerimizde ise tahıl ürünlerine dayalı hamur işleri ile hayvancılığa dayalı et yemeklerinin ağırlıkta olduğu görülür. Bu farklılıklar araç-gereçte, pişirmede ve mekanlarda kendini gösterir.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Yılın dört mevsimi eksik olmayan yağışlar ve bol rutubet nedeniyle Giresun tabiatı, zengin bitki örtüsü ile kaplıdır. Bu durum mutfak kültürünü doğrudan etkilemiştir. Yörede yiyecekler genel olarak otsu bitkiler, ot yaprakları, diken uçları, sebzeler ve mantarlardan oluşmuştur. Yaz mevsimi bunlar günlük taze olarak tüketilir. Kışlık yiyecekler fırınlanmış kuruluklar, tuzlular, turşular, konserveler, pekmez ve reçeller, kompostoluk ve çerezlik olarak hazırlanırlar.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Giresun bir sahil şehri olduğu için mutfağında deniz ürünlerinin önemli bir yeri vardır. Hamsi, Mezgit, İstavrit, Palamut, Kefal, İzmarit, Tirsi, Barbun, Sargan, Kötek ve Midye en yaygın türlerdir. Ayrıca derelerimizde doğal olarak yetişen alabalık çok değerlidir. Son yıllarda kültür balıkçılığı oldukça gelişme göstermiştir. Genel olarak Havuz Alası ve Somon balıkları yetiştirilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Yaylalarımızda ve köylerde yapılan hayvancılığa bağlı olarak beyaz peynir (tecen), deri peyniri (tulum), küp peyniri ve çökelek yapılır. Küp peyniri ve çökelekler güveçlerde yazdan toprağa gömülerek kışa saklanırlar.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Giresun Ekonomisi ve Kültüründe ağırlıklı yeri olan fındıktan, çok çeşitli tatlı ve pastalar yapılmaktadır. Ayrıca ekmek fırınlarında çıkarılan Giresun’a özgü pekmezli simit (susamsız) dikkati çekmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Şebinkarahisar İlçemizde yapılan cevizli, fındıklı, çedeneli, sade pestiller oldukça lezzetlidirler.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Giresun’da doğal bitkilerin bir kısmı kurutularak içecek olarak kullanılır. Bu bitkiler; kekik, ıhlamur, nane, çay, taflan yaprağı, kuşburnu ve yayla papatyalarıdır. Bunların dışında İlimizde bol miktarda çay yetiştirilir. Lezzetli ayranların yanı sıra pekmez, reçel ve marmelatlar sulandırılarak soğuk içecek olarak kullanılırlar.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Giresun hanımları, her şeyde olduğu gibi yemek yapımındaki becerileri ile de tadı, lezzeti birbirinden güzel, yüzlerce çeşit yemeği geliştirip sofralara sunmakla kendi kültürlerini oluştururken, Anadolu mutfak kültürüne de büyük katkıda bulunmuşlardır.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Sonuç olarak “Giresun Mutfak Kültürü” kendine özgü nitelikleri ile incelemeye değerdir.</span></p>
<p><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">GİRESUN MUTFAĞINDA KULLANILAN ARAÇ - GEREÇLER</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">AMBAR :</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> Buğday, un, bulgur gibi malzemelerin saklandığı büyük ahşap sandık.<br />
<strong>AŞANA </strong>: Mutfak.<br />
<strong>BAKRAÇ :</strong> Bakırdan yoğurt kabı.<br />
<strong>ÇANGAL :</strong> Sebzelerin dik durması için destek olarak kullanılan çubuk.<br />
<strong>ÇARDAK :</strong> Ağaç dallarından yapılan kafesli çatı.<br />
<strong>ÇENTİK :</strong> Yünden, işlemeli, renkli küçük çanta.<br />
<strong>ÇORT :</strong> Dikenlik.<br />
<strong>ÇÖTEN :</strong> Fındık çubukları ile örülerek yapılan içerisine darı konulan küçük yapı.<br />
<strong>ÇÖMLEK :</strong> Topraktan pişirilerek yapılan küpün küçüğü.<br />
<strong>DAARCUK : </strong>Meşin Çanta.<br />
<strong>DALBAZ : </strong>Raf.<br />
<strong>DASTAR :</strong> Keçi kılından yapılan bir çeşit kilim.<br />
<strong>DEPÜK : </strong>Kuru.<br />
<strong>DİBEK : </strong>İçinde buğday, mısır dövülen büyük taş yada ahşap havan.<br />
<strong>DUTAK :</strong> Sıcak kapları tutmaya yarayan bez.<br />
<strong>ELEK : </strong>Eleme işi yapılan, kasnağa gerilmiş sık gözenekli araç.<br />
<strong>EVŞEN :</strong> Ekmek pişirmede kullanılan küçük demir kürek.<br />
<strong>FIÇI :</strong> Ahşaptan yapılan silindir şeklinde göbekli saklama kabı.<br />
<strong>GELDER :</strong> Fıçı.<br />
<strong>GELBERİ : </strong>Bir çeşit kürek.<br />
<strong>GEREVİ :</strong> Ağaç dallarını çekmeye yarayan çatal ağızlı dal parçası.<br />
<strong>GIDIK : </strong>Küçük yumurta sepeti.<br />
<strong>GIRNAP : </strong>Sicim.<br />
<strong>GOLAN : </strong>Geniş kemer şeklinde, yün ipliğinden dokunarak yapılan, yük taşımada kullanılan ip<br />
<strong>GUFA : </strong>Kuyudan su alınan tahta kap.<br />
<strong>GUMBUL : </strong>Çubuktan örülen bir çeşit sepet.<br />
<strong>GÜĞÜM :</strong> Kulpu olan, emziksiz, bakır su kabı.<br />
<strong>GÜVEÇ :</strong> Topraktan pişirilerek yapılan küpten küçük saklama kabı.<br />
<strong>HALASTAR :</strong> Bakırdan küçük su kabı.<br />
<strong>HAN :</strong> Eskiden yol kenarlarında kurulan büyük konaklama evi.<br />
<strong>HARAR :</strong> Büyük fındık sepeti.<br />
<strong>HAVAN :</strong> Ahşap yada tunçtan yapılmış çukur dövme, ezme kabı.<br />
<strong>HEYBE : </strong>Kilim yada halıdan yapılan torba.<br />
<strong>İBRİK :</strong> Su koyulan emzikli kab.<br />
<strong>İLİSTİR :</strong> Metal den yapılmış delikli süzgeç.<br />
<strong>KALBUR :</strong> Eleğin iri gözeneklisi.<br />
<strong>KEŞKÜL : </strong>Su kabağından yapılan su kabı.<br />
<strong>KEVGÜR :</strong> Metalden delikli büyük kepçe.<br />
<strong>KİLER : </strong>Yiyeceklerin saklandığı erzak odası.<br />
<strong>KONAK :</strong> Büyük eski ev.<br />
<strong>KÜLEK :</strong> Süt, yağ ve pekmez gibi yiyeceklerin konduğu ahşap kap.<br />
<strong>KÜP : </strong>Geniş karınlı, dibi dar topraktan yapılmış, turşu, su veya pekmez kabı.<br />
<strong>KÜRÜN :</strong> Çeşme sularının, içinde toplandığı ahşap yada taştan küçük havuz.<br />
<strong>MANGAL :</strong> İçerisine ateş közü konan bakır yada pirinç çukur kap.<br />
<strong>MAŞRABA :</strong> Bakırdan yapılan su içme kabı.<br />
<strong>MEREK :</strong> Ot saman deposu.<br />
<strong>SACAYAK : </strong>Ateş üzerine konan, metalden yapılmış, üç ayaklı tencere altlığı.<br />
<strong>SAHAN : </strong>Bakırdan yapılmış yemek kabı.<br />
<strong>SERENTİ :</strong> Kuru yiyeceklerin saklandığı dört ayak üzerinde duran ahşap, çatılı oda.<br />
<strong>SİNİ :</strong> Üzerinde yemek yenilen iri, bakır, yuvarlak, ince kenarlı yemek altlığı.<br />
<strong>SİTİL : </strong>Kuyudan su çekmeye yarayan su kabı.<br />
<strong>SOFRA :</strong> Üzerinde yemek yenen yuvarlak ayaklı altlık.<br />
<strong>ŞELEK :</strong> Orta boy sırt sepeti.<br />
<strong>ŞENLİK :</strong> Evin önündeki sebze bahçesi.<br />
<strong>ŞIRANHA :</strong> Üzüm ezilen ahşap kap.<br />
<strong>TAM :</strong> Küçük kulübe.<br />
<strong>TEKNE :</strong> İçinde hamur yoğrulan, ekmek doldurulan ahşap kap.</span></p>
<p><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">GİRESUN YEMEKLERİNDE KULLANILAN MALZEMELER</span></strong></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Giresun yemeklerinin malzemeleri insanı etkileyen bir doğallığa, tazeliğe ve güzelliğe sahiptir. Bu malzemelerin başında yemeklik olarak kullanılan Karalahana, Sırgan, Pezik, Madımak, Galdirik, Mantar, Sakarca, Çileklik, Mendek, Merulcan, Marul, Maydanoz&#8230;. gelir. Hayvansal besinlerden süt, yoğurt, yumurta, tereyağı, süzme, bal, peynir, çökelek en yaygın olarak kullanılan malzemelerdir.</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Bunların yanında mutfaklarda, kilerlerde ve serentilerde saklanarak yerine göre kullanılan malzemeler de mevcuttur. Bu malzemeler şunlardır;</span></p>
<p><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">KURULUKLAR :</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> Fırın fasulyesi, fırın darısı ve unları, soğan, sarımsak ve tahıllar, yufka, kadayıf, patates<br />
<strong>PEKMEZLER : </strong>Taflan pekmezi, üzüm Pekmezi, Armut, Elma Pekmezi, Töngel Pekmezi.<br />
<strong>REÇELLER :</strong> İncir, Üzüm, Kiraz, Ayva, Vişne, Kızılcık, Şeftali, Elma reçeli.<br />
<strong>TURŞULAR :</strong> Fasulye, Salatalık, Yeşil Domates, Biber, Beyaz Lahana Turşusu.<br />
<strong>TUZLULAR :</strong> Fasulye, Mantar, Yeşil Domates, Hamsi Tuzlusu<br />
<strong>SALÇALAR :</strong> Biber, Domates Salçası.<br />
<strong>BAHARATLAR :</strong> Karabiber, Kırmızı biber, Nane, (Anuk) Kekik, Reyhan.<br />
<strong>ÇEREZLER :</strong> Fındık, Ceviz, Kestane, Çemiç, Pestil, Çedene, Pıtlak Mısırı, Kabak Çekirdeği.<br />
<strong>SICAK İÇECEKLER :</strong> Çay, Ihlamur, Nane, Kekik, Kuşburnu, Papatya.</span></p>
<p class="MsoNormal">&lt;&#8211;&gt;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kesap.biz/?feed=rss2&amp;p=478</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SUNAY AKIN’IN HAYATI VE SiiRLERi</title>
		<link>http://www.kesap.biz/?p=471</link>
		<comments>http://www.kesap.biz/?p=471#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 11:51:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KARADENiZLi YAZARLAR VE ESERLERi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kesap.biz/?p=471</guid>
		<description><![CDATA[
1962’de Trabzon’da dogdu. Otaögrenimini Istanbul Kosuyolu Lisesi’nde tamamladi. Istanbul Üniversitesi Fizik Cografya Bölümü’nden mezun oldu. Ilk siirleri 1984’te dergilerde yayinlandi. Arkadaslariyla birlikte 1989’da Yeni Yaprak, 1990’de Olmaz adli siir dergilerini çikardi. Istanbul’da yasiyor.

ALACAK
Yol kenarlarindaki
yagmur mazgallarini
kumbara sanip
harçligimi atardim
bu yüzden en çok
denizden alacakliyim
 

ANTIK ACILAR 
Geçim parasi için
nice yaslinin
eski Istanbul evlerinden
getirdigi esyalar
üstüne kâr koyulup
satiliyor antik
acilar çarsisinda
 

AT KOKUSU
Son evi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-473" title="sunay_akin_011" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/02/sunay_akin_011.jpg" alt="sunay_akin_011" width="300" height="233" /></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">1962’de Trabzon’da dogdu. Otaögrenimini Istanbul Kosuyolu Lisesi’nde tamamladi. Istanbul Üniversitesi Fizik Cografya Bölümü’nden mezun oldu. Ilk siirleri 1984’te dergilerde yayinlandi. Arkadaslariyla birlikte 1989’da Yeni Yaprak, 1990’de Olmaz adli siir dergilerini çikardi. Istanbul’da yasiyor.</span></p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">ALACAK</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Yol kenarlarindaki<br />
yagmur mazgallarini<br />
kumbara sanip<br />
harçligimi atardim<br />
bu yüzden en çok<br />
denizden alacakliyim</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">ANTIK ACILAR </span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Geçim parasi için<br />
nice yaslinin<br />
eski Istanbul evlerinden<br />
getirdigi esyalar<br />
üstüne kâr koyulup<br />
satiliyor antik<br />
acilar çarsisinda</span></p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">AT KOKUSU</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Son evi gösterin bana Istanbul’ da<br />
vapur sesinin duyuldugu<br />
ki kapisini çalip<br />
söyleyeyim içindekilere<br />
daha çok kedi yavrusu ezilsin diye<br />
eski iskeleleri<br />
sahil yoluyla ayirdiklarini<br />
denizden<br />
Karsiliginda ben de size<br />
kanaryasi ölüp<br />
kuaför salonuna dönüsmeyen<br />
kaç mahalle berberinin<br />
kaldigini söylerim<br />
ya da kaç fötr sapkanin<br />
tutsak oldugunu<br />
köhne bir konagin<br />
askisinda<br />
Kaç faytoncunun<br />
artik taksicilik yaptigini da bilirim<br />
ama söylemem<br />
onu da siz bulun<br />
dikiz aynasina takili boncuklardaki<br />
at kokusundan</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">BECERIKSIZ</span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Kabugunu koparmadan<br />
ne bir elmayi soyabildim<br />
ne de iyilestirebildim bir yarami<br />
ama karsima çikinca<br />
kizmadim hiç elma kurduna<br />
bendim çünkü biçagi saplayan<br />
onun yurduna<br />
Sair diyorlar benim için<br />
bilmiyorum oysa<br />
her siire konmali mi uyak<br />
her yere nedense<br />
konamiyor teyyare<br />
hay dilimi<br />
ari türkçe soksun; uçak<br />
Kaptan olmak isterdim<br />
aynanin karsisinda<br />
eski bir sinema yildizi<br />
gibi aglayan<br />
Istanbul’un hatlarinda<br />
bir firça hafifligiyle gidip<br />
gelen vapurlara<br />
Eskimo bir sair dokunuyor omuzuma<br />
ve Kiz Kulesi’ni göstererek<br />
birak artik diyor üzülmeyi<br />
yedi tepeli bu sehirde<br />
siir okunacak tek yer<br />
elbette denizin ortasindaki<br />
su küçük buz dagi<br />
Terzi olsa da babam<br />
sökük dikmesini beceremem<br />
beni yalnizca sen anlarsin<br />
ignenin deliginden geçsin<br />
diye ipliklerin<br />
bir anlik islatildigi dudaklara<br />
takilip kalan annem</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">BEYAZPERDE</span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Artiyor kara çarsaflilar<br />
yurdumun her kösesinde<br />
neden olacak<br />
siyaha boyanip<br />
kadinlara giydiriliyor<br />
yikilan sinemalardan<br />
geriye kalan<br />
onca beyaz<br />
perde</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">CEPHEDE</span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Aslinda ben daha güzel ölürdüm<br />
arka bahçede askercilik oynarken<br />
tahta tüfegimle topraga uzanir<br />
annemin sesiyle dogrulurdum hemen<br />
-Çabuk kalk üstün kirlenecek hinzir!<br />
Yerdeyim yine bak annecigim<br />
n’olur kizma adimi çagir</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">CUNTA </span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Gördünüz mü keyfini<br />
generalin<br />
basini sikarken<br />
yüzünde çikan<br />
sivil’cenin</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">ÇEKMECE</span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Büyüklerle ben yapamiyorum<br />
çocuklar da almiyor beni oyunlarina<br />
devlet dairesinde<br />
yangindan kurtarilmayacak<br />
sikismis bir çekmece gibiyim<br />
açilamiyorum sana<br />
Kardesiyle sokaklarda hep<br />
bir örnek giydirilen sen<br />
nasil sevmezsin esitligi<br />
yürürken düsen çoraplarini<br />
ayni hizaya getirmek için<br />
annen degil miydi önünde diz çöken<br />
Öpüsme sahnesinin tam ortasinda<br />
içeri girdigin yazlik sinemanin<br />
yer göstericisiyim<br />
yürüyorsun fenerimin isiginda<br />
yer:Kiz Kulesi<br />
ve sonu ayrilikla bitecek<br />
hüzünlü bir ask filmini oynuyor<br />
beyaz duvarinda<br />
Bir kez olsun çikmazken agzindan<br />
seni sevdigimi<br />
her gün söylememi yadirgama<br />
bil ki bu sehirde<br />
iskelenin verilmesini<br />
beklemeden atlarim vapurlara<br />
Son karesi gibi Red Kit’in<br />
batan günese dogru<br />
sürerken atimi<br />
gitme kal demeni bekliyorum<br />
ama yalnizca<br />
rüzgar çekistiriyor atkimi</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">ÇUKUR</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"> Bilerek mi yanina<br />
almadin giderken<br />
basinin yastikta<br />
biraktigi<br />
çukuru<br />
Güveniyordum<br />
oysa ben sevgimize<br />
vapur iskelesi<br />
ya da tren istasyonundaki<br />
saatin dogrulugu kadar<br />
Beni senin gibi<br />
bir de annem terketmisti<br />
ki göbegimde durur<br />
onun yoklugundan<br />
bana kalan<br />
çukur</span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">DENIZ </span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Yasli bir devrimci<br />
düsürmez hiç agzindan<br />
özgürlük kelimesini<br />
ve yatmadan önce<br />
bir bardak su yerine<br />
denize birakir<br />
takma dislerini</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">DEVRIM </span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Temiz kalan tek yerdir devrim<br />
bütün bir yil<br />
kirlenen duvarda<br />
ama görebilmek için<br />
asildigi çividen indirilmelidir<br />
yapraklari biten takvim</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Zorbalara direnmektir devrim<br />
bir çocugun<br />
annesinin çantasindan aldigi paralari<br />
altina gizledigini<br />
söylememistir dövülen<br />
hiçbir hali</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Içinde yasamaktir devrim<br />
dikis kutusunun<br />
ve topluigneler gibi<br />
bir arada olmayi gerektirir<br />
karsi koyabilmek için zulmüne<br />
makas denilen patronun</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Gece isiklar arasinda kosmaktir devrim<br />
ates böceklerini<br />
yakalamak isteyen çocuklarin<br />
pesine takilir gün gelir<br />
yanip sönen mavi isiklari<br />
polis arabalarinin</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Kagit bir gemidir devrim<br />
bütün gemiler<br />
hurdaya çiksa da sonunda<br />
tasidigi özgürlük siiriyle<br />
batmadan yüzer nicedir<br />
dünya sularinda</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Kim bilir kaç yunus görmüs<br />
kaç deniz gezmis…</span></p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">HARÇ </span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Bilemiyorum hangi gökdelenin<br />
tuglalari arasindadir<br />
elele yürüdügümüz<br />
ve seni<br />
ilk kez öptügüm<br />
o kuytu kumsal<br />
Ama duyarim<br />
bir misir tarlasinin<br />
yüregindeki telasi<br />
görülünce dagin ardindan<br />
kentin ilk gökdeleni<br />
Daha kamyonlar dolusu<br />
kum elenir<br />
insaat önlerinde<br />
ayiklanir deniz kabuklari<br />
yok edilir gibi<br />
bir cinayetin izleri</span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">KAFATASI</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Yurdundan çok uzaklarda<br />
ölen bir askerin<br />
kafatasi<br />
kendisini bulan<br />
çocuklarin ellerinde<br />
hiç bilmedigi oyunlara<br />
alet oluyor<br />
Ikinci defa!</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">LEBLEBI </span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Nasil ayrilir<br />
ürkeklik<br />
ayaklari ilk kez<br />
bir misir tarlasina<br />
degen kargadan<br />
Ne zaman<br />
karar verir rüzgar<br />
firildakla oynamayi birakip<br />
kizlarin eteklerini<br />
uçusturmaya<br />
Ne yazar<br />
ani defterine<br />
kuru bir tarlaya<br />
ilk düsen yagmur damlacigi<br />
Akilli çocugun<br />
bilgisayaridir leblebi<br />
siz hiç anlamadiniz mi<br />
leb denmeden<br />
bir seyleri …</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">MADALYA</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Bayram yerinde canlandirilirken<br />
kentin kurulusu<br />
ayaklari kesilen gazi<br />
koltuk deyneklerini<br />
birakmadigi için alkislamadigina<br />
inandirir herkesi<br />
Ölü askerlerin ceplerinden<br />
topladiklari kanli fotograflari<br />
baris toplantilarinda<br />
sinema önündeki çocuklar gibi<br />
birbirleriyle nasil degistirdiklerini<br />
bilir generallerin<br />
Kaç askeri<br />
kendisine özendirdigini de saymistir<br />
savasin tam ortasinda<br />
kuyrugunu birakip<br />
kumtorbalari arasindan<br />
evine kaçan kertenkelenin<br />
Bayram yerinde canlandirilirken<br />
kentin kurtulusu<br />
ayaklari kesilen gazi<br />
hiç düsünmeden<br />
degisir madalyasini<br />
çorap kokusuna</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">MEÇHUL</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Mahalledeki çocuklarin<br />
piç diye kizdirdigi<br />
ayakkabi boyacisi<br />
babasinin özlemiyle<br />
önüne kurar sandigini<br />
meçhul asker<br />
anitinin!…</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">MIGFER </span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Yagmur sinmis topraga<br />
usulca geceden<br />
su içiyor göçmen kus<br />
ölü bir askerin<br />
ters dönmüs migferinden<br />
Çok yasamayi diliyor<br />
siperlerin içinde<br />
birbirlerine askerler<br />
hapsirik sesi<br />
beklemeden<br />
Korkulacak bir sey<br />
olmazdi gözlerinde<br />
belki ölmek<br />
onca silah sesinden<br />
kaçmasaydi kus<br />
telasli ve ürkek</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">MINARE </span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Top oynayan arkadaslarini<br />
minareden gördügü<br />
için acelecidir<br />
ezan okuyan<br />
çocugun sesi</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">ÖLÜ ASKER</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Nasil da istemistim<br />
savasa gitmeden<br />
sevgilimle evlenmeyi<br />
ama nereden bilebilirdim<br />
ki silahin<br />
demirine çarpip<br />
saklandigim yeri belli edecegini<br />
parmagimdaki yüzügün…</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">SEHIT </span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Istanbul’ da bir sehir<br />
hatlari vapuruna<br />
verildi adim<br />
iki kiyi arasinda<br />
usanmadan dolasir<br />
her iskelede<br />
seni ararim</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">ŞEMSİYE</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">tozlu bir şemsiye durur<br />
çatı katındaki odanın<br />
kuytu bir köşesinde<br />
kumaşındaki eski yağmurların<br />
hüzünlü kokusuyla</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">anımsar mısın bilmem<br />
yağmurun bardaktan<br />
boşanırcasına yağdığı o günü<br />
hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza<br />
dudaklarımla hesaplamıştım<br />
yüz ölçümünü<br />
nicedir sokağa çıkarmıyorum<br />
şemsiyeyi<br />
korkuyorum çünkü<br />
kapısı açık kafaesinden<br />
uçan bir kanarya gibi<br />
beni ikinci kez terk etmenden</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">yanıt alamayacağımı bilsem bile<br />
yanına gidip<br />
sorarım hergün şemsiyeye<br />
altında elele<br />
nasıl görünürdük diye</span></p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">SIIRT</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Avcinin kistirdigi ceylan<br />
bir digerine kaçip<br />
kolayca kurtulsun diye<br />
omuz omuza vermistir<br />
yurdumun daglari<br />
Tutuklanirsa yurdumdaki<br />
böceklerin hepsi<br />
digerlerinden ayri<br />
bir hücreye konur<br />
kitap güvesi<br />
Ambalaj kagidi gibi kullanilir<br />
basörtüsü yurdumda<br />
bir çocukluk anisi olarak<br />
günesi paketler<br />
genç kizin saçlarinda<br />
Ve sorunlarini<br />
tartisirlar siirin<br />
yurdumun sairleri<br />
tank paletleri altinda<br />
ezilirken Siirt!</span></p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">SÜNGÜ </span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Kardes payi<br />
yapmak için mi<br />
uzattin süngünü<br />
elimdeki<br />
elmaya</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">TAHT VE YÜKSÜK </span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Tahtlarin altindaki sümükleri silmezler<br />
çünkü ata yadigaridirlar<br />
ve müzelerde<br />
görmemesi için halkin<br />
bir cemakanin içinde<br />
sergilenirler<br />
Kapilarida hep devdir<br />
dünyadaki saraylarin<br />
tokmaga uzanip<br />
sokaktaki çocuklarla<br />
oynamasin diye<br />
veliahtlar<br />
Sakin beni tarihçi sanmayin<br />
sayfalarini yirttim<br />
yüz ünlü türk<br />
adli kitabin<br />
terzi dükkanindaki resmine<br />
içinde rastlamayinca<br />
kilinci dikis ignesi<br />
kalkani yüksük olan<br />
babamin</span></p>
<p class="MsoNormal"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div class="MsoNormal" style="text-align: center;">
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">YALNIZLIK</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Semsiye yapimcilari<br />
islanmaktan<br />
tek kisiyi koruyacak genislikte<br />
kesince kumaslari<br />
yagmur degil<br />
yalnizliktir yagan<br />
Daha da hüzünlendirir her gece<br />
kentin sokaklarini<br />
bekçinin nefesiyle<br />
düdügün içinde dönen<br />
nohut taneciginin<br />
yalnizligi<br />
Ne çok sevinirim bilseniz<br />
bir yilan<br />
mezarima girerde<br />
gögüs kafesimin kemikleri içinde<br />
kis uykusuna<br />
yatarsa</span></p>
<p class="MsoNormal">&lt;&#8211;&gt;</p>
</div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" /></div>
<hr size="1" />
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kesap.biz/?feed=rss2&amp;p=471</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KARADENİZ SAHİL YOLUMU DOĞA KATLİAMI MI ?…</title>
		<link>http://www.kesap.biz/?p=466</link>
		<comments>http://www.kesap.biz/?p=466#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2009 11:40:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GÜNCEL KONULAR]]></category>

		<category><![CDATA[KARADENiZLi YAZARLAR VE ESERLERi]]></category>

		<category><![CDATA[KEŞAP DOĞASI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kesap.biz/?p=466</guid>
		<description><![CDATA[
KARADENİZ SAHİL YOLU
Nihat Genç
Karadeniz otoyolu etap etap hizmete açılacak, ancak, yolun tam olarak bitmesi 20-30 yılı alacak. Dünya coğrafyasının en nadide bu eşsiz sayfası tarihe gömülürken hem suskunuz, hem de artık yapılabilecek birşey kalmadı. Yol çalışmalarını izlediğinizde eşsiz doğa parçası karşısında müteahhitlerin tam bir canavar yöntemi izlediklerini görürüz. En ucuz, en kısa yoldan yolu tamamlamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-467" title="sahil-yolu" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/02/sahil-yolu.jpg" alt="sahil-yolu" width="625" height="298" /><br />
KARADENİZ SAHİL YOLU<br />
Nihat Genç<br />
Karadeniz otoyolu etap etap hizmete açılacak, ancak, yolun tam olarak bitmesi 20-30 yılı alacak. Dünya coğrafyasının en nadide bu eşsiz sayfası tarihe gömülürken hem suskunuz, hem de artık yapılabilecek birşey kalmadı. Yol çalışmalarını izlediğinizde eşsiz doğa parçası karşısında müteahhitlerin tam bir canavar yöntemi izlediklerini görürüz. En ucuz, en kısa yoldan yolu tamamlamak için doğanın en güzel yerlerine merhametsizce saldırıyorlar. Yerkürenin ilk kurulduğu günden beri tüm kültürleri büyülemiş, Allah’ın ve doğanın eşsiz manzaraları, tarihe karışıyor. Kumsal yok oluyor. Koyulan mendirekler yeniden kum tutmaya başladı, cici sahilimiz oluştu diye seviniyor aptallar. Beş yüz kilometrelik denizi yüzmetre ileriye atacaklar… Nasıl atacaklar, dünyada örneği var mı? Tabii ki bataklığı bizden sonraki kuşaklar görecek. Doğanın yüzbinlerce yılda oluşturduğu enfes koylar, enfes küçük kayalıklar hiçe sayılıyor. Her biri dünya güzeli sahil kayaları yerine kaya parçaları dökülüp, asfaltın altına gömülüyor.</p>
<p>Karadeniz sahili artık İstanbul’un Sultanbeylisi, Ankara’nın Lalahan’ı oldu, bu kadar biçimsiz, tiksinti verici bir çirkinlik. Eskiden insan o yollara düşünce doğanın güzelliğinden için için ağlardı, şimdi, utanarak, mideniz kalkarak geri dönüyorsunuz. Duyan, gören yok. Türk tarihinin gelmiş geçmiş en büyük inşaat alanına medyanın, yazarların ilgisi hiç yok. Çünkü cahiller bilmiyor olup biteni. Müteahhitler Karadeniz’i cehenneme çevirdi, gören yok. Ses çıkartan hiç yok. Sahil yolu yapıldığında geri zekalı ve aptal kitleler ne güzel yolumuz oldu demeye şimdiden hazır. Bu yeni yapılan asfalt yoldan İspanya’da, İtalya’da hatta ırak’ta yüzbinlerce kilometre bulabilirsiniz. Bulamayacağımız ve burayı eşsiz yapan, dağların dik olarak denize inişi. Ve ormanla kaplı bu güzelliğin dalgaların içine kadar gömülmesi. Kaybolan bu güzellik. Karadeniz sahillerini güzelleştiren ormanla dolu dik dağların denize hücumu, şimdi, tam denizle dağ arasında elli metrelik düzlük çekiyorsunuz. Bu inanılmaz, mucizevi doğayı alelade bir Malatya, bir Konya yoluna çeviriyorlar. Karadeniz’in bütün coğrafyalardan üstün, çarpıcı, güzelliği asfalta arabaara, koçlara kurban edildi. “Kalkınma, ilerleme, bina, beton” üzerine beyinler öyle yıkanmış ki, düz bir beton gören, kapkara asfaltı gören kalkınıyoruz diye seviniyor. Eşsiz doğanın milyonlarca yılda oluşturduğu güzellikleri kimse umursamıyor. Dayanılacak gibi değil.<br />
Karadeniz manzaradır, manzara yok edilmiştir. Karadeniz sahile gümbür gümbür inen dağlardır, dağlar yok edilmiştir. Karadeniz binlerce küçük koyuyla eşsiz, esrarlı güzellikler taşır. Bu minik koylar tamamen kayayla örtülüp, yok edilmiştir. Buna can dayanmaz. Çevre örgütleri, medya, yazarlar suskun, çünkü, ülkelerini, güzelliklerini okumamışlar, görmemişler, bilmiyorlar! Bu kadar cahil oldukları için patronları bunları parayla köpek yaptı gazetelere, TV’lere!</p>
<p>Yani, bugüne kadar, para, ya da fırsat bulup Karadeniz’e gitmemişseniz, Karadeniz’in coşkulu ormanlarının dalgaların üstüne hücumunu görmemişseniz, artık olup biteni kitaplardan okuyacaksınız. Hiç kimseye güzellik gösterecek yer kalmadı. İşte her şey siz yaşarken, siz TV programlarını, o sanatçıları, o gazeteleri okurken oldu. Sizler bu ülkede nefes alıp verirken, elinizden coğrafyanız alındı. Herkes sorumlu bu alçaklıktan. Duymadınız. Ne diyeyim ben size.</p>
<p>Yüzlerce alternatif taşımacılık dururken, her yatırım, her kalkınma hamlesine otoyolla başlamayı isteyen kimlerse artık, sahilleri oydular, değil insanları susturup öldürmek, mapuslara tıkamak, artık dağları, coğrafyaları imha ettiler. Kapkara ormanlarla dolu dağ başlarını kelleştirip kaya ve beton yığını yaptılar. Alkışlayın bu kahramanları, onların gazetelerini alın, onların gazetelerinde yazar olun, onların otomobillerine binin.. Binin, binin..</p>
<p>Ben geçimini sağlayamayan bir yazarım, gücüm, kuvvetim nedir, bir yazmayla olacak iş mi bunlar. Yazmanın çizmenin hiçbir işe yaramadığı büyük bir medya işgalinin sonucunu izliyorsunuz. Özgür basın, bağımsız yazarlığı hiçe saymanın sonuçlarını okuyorsunuz. Önce gazetelerinizi, TV’lerinizi elinizden aldılar, sonra dünyanın en eşsiz doğa parçasını toz toprak çakıl taşına çevirinceye kadar unufak ettiler! Olsun canım, siz de gider Rodos’larda tatilinizi geçirirsiniz!.</p>
<p>Kimseye kızacak, karşı koyacak gücüm kalmadı.. Bu merhametsizlik karşısında kemiklerim hamur gibi, mecalim kalmadı. Şimdi çok iyi anlıyorum, insanlara, gurur, onur, bağımsızlık, güzellik duygusu öğretmeden, yatırım, kalkınma, ilerleme anlatmanın tam bir zebanilik olduğunu..</p>
<p>Bu faciayı geçen yıl yazdım, tek bir köşe yazarı ilgilenmedi, tek bir yazar ilgilenmedi, yazarlığı bırakacağım dedim, inadım inad. Birçok köşe yazarına olup biteni özetleyip gönderdik. Sayfalarında yer açmadılar. Bu kadar eşsiz güzellik taşıyan coğrafyayı bu aptallara teslim edince, olacağı budur. Demek ki, onu bunu köşe yazarlığı atamak, tayin etmek, basit bir torpil konusu değil. Duyarlı olmak, coğrafyayı tanımak, bütün bu soylu terbiyelerden geçmeden insanların eline kalem vermek tam bir canavarlık! Bir küçük haberi hala çıkmıyor!<br />
Bunlar nasıl ekmek yiyor, bunlar bizim gibi normal insanlar gibi çay içiyor, çocuklarıyla konuşabiliyor mu? Hadi siz alın bu kalemi. Siz söyleyin. Peki neden bu kadar mahkeme açılıyor bana. Ülkemizde olup bitenleri söylemek suç mu? Neden önümüzü kesmeye çalışıyorlar. Bunları söylediğimiz için bizleri paramparça etmeye uğraşıyorlar, dergimizi, bölüyorlar, adamlarımızı ayartıyorlar, her türlü entrikalar deniyorlar. Yaşamımıza izin vermiyorlar.<br />
Şimdi bana söylenen şu. Sen bunları söyleme, seni Nazım kadar şöhret yapalım. Ne yapacağım. Susacağım. Ulan, sanki elimde kimsenin bilmediği derin devletin gizli raporları varmış gibi. Gördüğümü herkes görüyor, sadece kimse yazmıyor, çünkü bütün dergiler, gazeteler işgal altında. Otobüse binip gidin, siz de görün.<br />
Çok gizli belgeleri ele geçirmiş bir gazeteciymişim gibi bana teklifte bulunuyorlar. Hiç gizli belge yazmadım, çünkü, gizli belgelere ulaşacak kadar gücüm, kudretim, adamlarım olmadı. Demek ki, hasbelkader derinlerden haber alan gazeteci türü olsak hiç dayanamayacak çekip vuracaklar bizi.<br />
Bütün bilgilerimizi toplayıp yeni baştan konuşalım. Dağlar, kapkara ve sık ormanlar, geniş ağaçlar, deniz ve dalgalar iri kaya ve iri dağ gövdeleri, bunlara tabiat denir, insana yücelik, güzellik derinlik gibi ilahi duygular verir. İnsanlar, Tanrıya, ötelere, coşkuya, estetiğe, çalışmaya, aşka, buraları görerek, yaşayarak ulaşır. Ey benim aptal milletim. Coşkuyla didinip çalışan fırtınalı ruhları bu muhteşem tabiatın rüzgarları ve güzellikleri yaratır. Bu aşk dolu, coşku dolu sahilleri, ormanları ırmakları göstermezsek, insan yetiştiremeyiz. İnsanlar eğitimini, tabiatın muhteşem bu esrarengiz ve kıran kırana heyelanlarından, rüzgarlarından, dalgalarından, bulutlarından alır. Bu beton yığınlarından neyi alacaklar! Ulusoy’un, Koç’un arabaları satınca bok mu olacak! Bok çuvalından milyonlarca genç beyin! İki feribot, bir tren, ya da tünelle dümdüz İç Anadolu’ya açılmak varken, bu eşsiz tabiatın ırzına geçmek kimin fikri! ANAP’ın, Özal’ın, Demirel’lerin, Çiller’lerin, sağcıların, gerizekalı gazetelerin, dangalak sürüsü köşe yazarlarının fikri. Bu utanç dolusu insanlarla dolu bir coğrafyada yaşamak imkansızlaştı!</p>
<p>Benim dangalak cahil halkım. Doğanın milyonlarca yılda oyup güzelleştirdiği o küçük sahil kayacıklarına iyi bakın. Mikelanjo’nun bütün eserlerinden daha değerli olan, eşsiz doğanın milyonlarca yıldır oyduğu, üstünü kadifemsi yosunlarla örttüğü yüzbinlerce irili ufaklı kaya parçalarını, birkaç dolar uğruna beton altına gömdünüz. Dalgaların, denizlerin, balıkların, yosunların, ormanların, sellerin, milyonlarca yıl çırpınıp çırpınıp güzelleştirdiği yüzbinlerce deniz kayası, sahil kayasının üzerine acımasızca dozerlerle gittiniz! Müteahhitler, ağızlarının suyunu akıta akıta vahşet gösterisi yapıyor, seyrediyorsunuz.<br />
Tek bir çiçeğe dokunmamış, bir kitap okumamış insanların eline binlerce dozer verirseniz, olacağı buydu. Yeryüzünün en güzel giysisi ormanlardır ve bu inanılmaz yeşil sadece Karadeniz’de denizin üstünü ağaçla doldurmuştu, nasıl kıydınız!</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-468" title="sahil-yolu-calisma" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/02/sahil-yolu-calisma.jpg" alt="sahil-yolu-calisma" width="320" height="240" /></p>
<p>Trabzon’dan otuz kilometre içeri Maçka, Maçka’dan sekiz-on kilometre içerde dünyanın eşsiz kültür miraslarından Sümela Manastırı gizlidir! Manastır’dan tepelere kadar yirmi-otuz kilometrelik alan, enine ve boyuna aynı zamanda doğal milli parktır! Piramitler gibi, Çin seddi gibi, sayısı yedi-sekiz olan inanılmaz harika eserler içindedir. Hem fotoğraf, hem de kameralar Meryemana kilisesinin derin etkileyiciliğini veremez. Dağın içine, kayalara oyulmuş ve yirmi dakika dik yürüyüşle tırmanılan tepedeki Sümela Manastırı’nın yerden çıplak gözle görünüşü etkileyici, akşamları ise ürperticidir. Velhasıl, Sümela Manastırı’na kadar gitmemişseniz, bu yapının çarpıcılığını fotoğrafla, kamerayla anlamanız mümkün değildir. Öncelikle dik orman içlerinden kaya parçaları gibi dökülüp gelen suyun gürültüsünü duymamışsınız demektir! Sular bu toprakların hiçbir bölgesinde bu denli kudurmuş yamaç aşağı dolu dizgin akamaz. Ormanda gizlenmiş bütün deliliklerin, vahşiliklerin sesini sert kayalara çarpa çarpa kulaklarınızın içine sokuverir. Bu topraklarda yaşayan çoluk, çocuk, anne, baba, öğretmen bu muhteşem dağları ve çağlayanları ve ormanları görmemişse, ülkesini tanımıyor demektir! Ülkemizin Selimiye gibi, Ayasofya, Süleymaniye, Divriği Ulu Camii gibi birkaç büyük mirasından biridir, ormanlarıyla, yalçın yükseklikleriyle insanlığın büyük mirasları içindedir. Sümela Manastırı’nın büyüklüğü, binanın mimarisinden değil, mimarinin dağın yüceliği ve yükseklik duygusuyla bütünleşmesinden gelir. Sümela Manastırı’ndan Zigana tepelerine kadar sık ormanlarla doludur ve birçok tepe, balta girmemiş orman ayarındadır. Çünkü bu sert ve dik tepelere ulaşmak, çıkmak, mümkün değildir. Ülkemizin en sık en kara ormanları buradadır. Sümela Manastırı fotoğraflarında gördüğünüz kayadan fışkıran ağaçlar Ladin ağaçlarıdır. Bu toprağın gururlu ağacı ladindir. Ladin’i söküp aldığınızda tepeler kelleşir, yerine başka bir tür yetiştirmek imkansızdır. Bu tepelerde, ayılar, kurtlar ve karacaların da şöhreti büyüktür.. Kurtları yazın Bayburt, Gümüşhane ovalarına iner ve kışın dönerler. Burada yaşayan Karacalar ve yöre halkının sığın dediği geyik yavruları meşhurdur. Ulaşılması, sayılması, kontrolü mümkün değildir. Ayıları, sizler saldırmadıkça size saldırmaz, siz yine de dikkatli olun. Ülkemizin hiçbir yöresinde bu kadar çoklukta ayı, kurt, karacanın bulunması mümkün değil.</p>
<p>Ulaşılmaz yüce tepeler ve yağmur ormanları! Maçka’dan Zigana’ya uzanan kapkara ormanlar hala bilinmeyenler ve hala el değmemiş esrarengiz, büyüleyici güzellikler taşır. Doğu Ladinleri’ni mutlaka görmüşsünüzdür. Çam türüdür. Çam ağacının tıpkısı olduğundan çam deyip geçer yöre halkı. Ancak, çamların en soylusudur! İğne yaprakları çamdan küçük ve uçları iğne gibi değil, kütüktür. Elli altmış metreye kadar ince uzun büyürler. Gövdeleri çam gibi çatlamış kabuk kabuk değildir. Reçinesi çok az, lifleri sık olduğu için çok değerlidir. Bu tepelere tutunmasının sebepleri derindir! Önce “yağmuru” çok sever, sonra rüzgarsız yapamaz. Çünkü ladinler kendilerini budayamazlar. Her mevsim kuruyan dallarını mutlaka sert rüzgarlara kırdırıp söktürmek zorundadır, yoksa, kuruyan dalların çürümesiyle ladinler ölebilir. 1935’li yıllarda Trabzon sahilden Maçka sınırlarına kadar otuz kilometrelik alan işte bu ağaç kabuğu hastalığından ikiyüz bine yakın ağacı kurban verdi ve bu bölge bugün orman olmaktan çıkıp basit bir yeşilliğe dönüştü! Ormanlar artık Maçka’dan başlıyor!<br />
Ladinlerin Zigana için değeri paha biçilmezdir, önce, manzarası, yani, soylu görünüşleri, yani, kayaların dahi içinden fışkırıp boy atması, bilinen tarih içinde bu tepelerin ruhunu, karakterini, toprağını, kayasını, yağmurunu en iyi bilen, tanıyan ağaç olmasıdır!</p>
<p>Ne kadar yağmur yağarsa yağsın, Ladinlerin midesi şişmez, gövdeleri genişlemez. Eklemleri, kemiği dümdüz, bir kalem beyefendisi, düzgün fiziğiyle o tepelerde ne arıyor sanıyorsunuz. Sinirlerinden ve damarlarından zekilik ve lacivert bir yakışıklılık akar! En sert rüzgarları aldığı halde yıkılmaz, bükülmez. Gözleri belki kan çanağına döner, kararır, koyulaşır, ama, ne kadar tehlikede olursa olsun kendini bırakmaz! Bıraksa da, bir kere bırakır kendini, aşağısı uçurum, hiç şansı yok. Kayaların içinde büyüyecek toprağı nerden buldu diye şaşarsınız! Soylu ladinler, milyonlarca yıldır bu tepelerde özgürce yaşıyorlar! Dağları tepelerinden sarmış kapkara örtüsünün güzelliğini düşünün. Siyah bir canlılık ve simsiyah bir ateş getirir. Karşı konulmaz bir buğulu hüzünle boğulur tepeler! Başınızı kaldırıp baktığınızda ruhunuzu kamçılar! Ladinler hep başları kalkık, Karadeniz’den gelen dumanları, yağmurları, rüzgarları bekler. Gizlice ağlatır hepimizi. Bu kadar kara, bu kadar yüce, bu kadar yüksek, bu kadar dimdik nasıl kalabilir bu ağaçlar! Dağların soyulmasına fırsat tanımaz, eteklerindeki karacaları, ayıları, kurtları, domuzları gümbür gümbür derelerinden, sert fırtınalarından korur! Yani… Hani derler ya, yeniden dünyaya gelsem… Bir ladin gibi o tepelerde yükselsem derim. Kayaların kalbinden! Omuzlarıma otursa yağmur bulutları.. İnce, uzun yapılı, kusursuz güzelliğim, her gelip geçen bulutu ayartsa… Gece, sabah ve akşam, o sağlıklı, gürbüz, o sert ve masmavi dumanlı başımı eğmeden durabilsem, öyle tanrıya yakın ladinler gibi. Çekicilik, güzellik, şehvet, eğlence, oyun değil… Gururla ladinler, hiçbir kirli işine bulaşmadan bu sefil dünyanın, o kayadan tepelerin kalbinden yükseliyor hala! Heyecan budur! Ruhlarımızın ahlaksızlık ve rezilliklere karşı inanılmaz direnci burada güç kazanır! Biraz sonra, sopa ve değnek olacak ağaçlara hiç benzemez ladin! Hala, eski tren yollarında yüzyıla rağmen yıkılmamış çürümemiş telgraf direklerine rastlarsınız, bilin ki, bütün bu teknolojiye, betona rağmen, bükülmeyen Ladin ağacıdır onlar. Ladinler yalnız yükselmeyi sever!.. Gövdelerine kimse uzanmasın diye, aşağıdaki dallarını kıra kıra! Dokunulmazlık ister! Rüzgar görünce, telaş, panik ve öfkeye dönüp, şiddetle çıldıran, çırpınan ağaçlara benzemez! En sert rüzgarlar karşısında bir kral gibi hiç konuşmadan etkiler insanları! Ladinler, yüksek ruhlu eski insanlar gibi kendi yalnızlıklarına kutsal şiirler okuyup, sağlam karakterleriyle kendilerini baştan çıkarır! Kimseye tenezzül etmeyen bu mağrur ağaçların üstüne yıldırımlarla inseniz, kasırgalarla saldırsanız, ruhunun gevşemesine, korkmasına asla müsaade etmez. Ladinleri, koparıp başka dağ başlarına dikseniz, durmaz. Hayatın tadı, doğduğu bu yüksek memlekette yükselmektir! Alıp başını gurbete gidenler, öfkeden bağırlarını yırtar, ya da azaplar içinde delirirler. Ladinler, kendi bulutu, dumanı, kendi kasaba, köyünden aşkların peşindedir! Büyük fethin, büyük yiğitliğin, kendi doğduğun tepelerde yükselmek olduğunu en iyi ladinler bilir! Ladinler dağ başlarımızın zarif erkekleridir!</p>
<p>Nerde, ne zaman, ne kadar yalnız ve çaresiz kalırsam kalayım, orada, o tepelerde, memleketim, vatanımda, işte yükselmiş derim, kayaların kayaların kayaların kalbinden soylu aşkım, ladinler derim! Toprağımızın, dağlarımın en güzel bayrakları, yine çıldırmış, rüzgarlarını bekliyor, derim! Bu eşsiz kara ormanların güzelliği, değeri üzerine size kitaplar yazmalıydım, özür dilerim. Bu yalçın tepelerden şaşırmadan, hayret etmeden, büyülenmeden geçivermek mümkün değildir. Tabiatın en güzel organıdır dağlar, ağaçlar. Onların görünümü bozulacak diye ödümüz kopar. Tanrı, kıyımıza, köşemize mutlaka bir güzel orman koymuştur! Ama ladinler başka.. O kadar müthiş, sert görünüşleri vardır ki, onları ormanından ayırıp bazen süs ağacı diye, parklara, apartman önlerine dikerler. İşte derim, paraya ve şöhrete tamah edip, ormanını, tepelerini terketmiş, satılmış ağaçlar! Güllerin, palmiyelerin yanı başındaki süs ladinlerini hiç sevmem! Ladin dediğin kaya tepelerin içinden ve en tepesinden upuzun, dimdik fışkıracak! Sabah akşam kollarını kopartmak için en sert rüzgarları bekleyecek! Ancak, orman ve ağaçlar ve tilkiler, artık çocuk kitaplarının teorisi olarak kaldı. Gerçek bir soyluyla o dağ başlarında bir akşamüstü karşılaşmaya kimse cesaret edemiyor!</p>
<p>Mideleri açlıktan guruldayan Orta Anadolu’yu gördükten sonra insan Karadeniz’in bu eşsiz kara tepelerine tapınıyor. Gür ormanlar, gürül gürül sular! İnsanı içten içe coşturur. Neden tepelerden dökülen bu sular bizi sevindirir. Neden bu kapkara ormanları görünce, içimizde tarifsiz mutluluklar buluruz. Kalbimiz, ruhumuz onların içinde bir yerde saklı gibi.. Ruhlarımızı sürekli uyaran ve ayartan bu muhteşem tabiat hala topraklarımızın içinde ve hala gürül gürül yaşamakta! Yağmur tanelerinin her biri ladin ağacının küçücük iğnelerinde bir mücevher, bir pırlanta taşı gibi parıldar. Ormanın beyaz şarabı gibidir yağmur. Bulutlar, tepelerden geçiveren lüks kupalı eski zaman arabaları gibi. Ah bu yağmurları bilmezsiniz, ne şehvet düşkünüdür onlar. Geceyi birlikte geçirdikleri o kapkara ormanlara yayılan, hayale sığmaz, göz kamaştırıcı binbir tür sarhoşluk taşırlar! Şapşal hayvanlar yaban domuzları ve ayıların yağmurun ve rüzgarın gürültüsüyle oraya buraya kaçışması, kara ve sürmeli gözlü karacaların çıplak ayakla şakırdayan derelerin üstünden atlaya zıplaya koşuşturması, topraklarımızın ve dağlarımızın en güzel şarkılarıdır! En heyecan vericisi ruhlara! Ve ladinler! Anadolu toprağının en soylu, en kibar ağaçları! Yüce dağ başlarında, bu denli incecik ve upuzun duruşları, bu denli centilmen ve her rüzgarda kırılışları! Kalem gibi ince ve upuzun boylu bu ağaçlar çok şey öğretir bize! Aklın, inceliğin, zaferi gibidir Ladinler! İnce, uzun, kibar duruşları, sanat zevkimizi büyüler, çünkü ladinler, sanki orada doğmamışlar, şehirden, bilmiş, okumuş, bakımlı insanların, dağ başlarına gidip yerleşmesi gibi, burunları havada, dik, ince ve neden yaşamak için en sert rüzgarlarını çağırırlar Karadeniz’den!<br />
Ve şimdi.. Nasıl başlasam.. Tek cins ağaçlardan oluşan ormanlar biyolojik zararlılara karşı son derece hassas. Milyonlarca küçük böcek, ülkemiz tarihinin bize bıraktığı bu en büyük mirası elimizden alıyor. Sordum, soruşturdum, okudum, inceledim. Bütün büyük ormanlarda aynı tehlike var. Ancak, o ormanların sahipleri büyük savaş veriyor. Çok ciddiye alınıyor, büyük bütçeler ayrılıyor, halklar, aydınlar, ormanları kurtarmak için tam bir seferberlik halinde, öyle ki, ormanlar, kimya laboratuvarlarına dönmüş durumda.<br />
Çok, çok acı haberlerim var, kardeşlerim. Hiçbir yerde yazmıyor, kimsecikler bilmiyor. Ladinler yok oluyor. Bir imha savaşı. Bu inanılmaz felakete can dayanmaz. Zigana dağları kelleşiyor. Bir büyük böcek savaşı. Böcekler dağları imha ediyor. Milyonlarca böcek ladinleri usul usul yiyip bitiriyor. Felaket ilerledi, ilerledi, yedi-sekiz tepeyi tamamen yedi bitirdi. Orta Anadolu gibi kıraç, bozkır tepeler ne arıyor oralarda, bir sorun! Böcekleri yemesi için suni böcekler üretildi. Suni böcekler doğal böcekler kadar hızlı üretilmiyor, baş edilmiyor. Tabiatı tümüyle mahveder korkusuyla ilaç kullanılamıyor. Bu böcek savaşını üç-beş orman bekçisi veriyor, daha binlercesi lazım. Bu dağları, bu ormanları çok ciddiye almamız lazım. Henüz tek bir siyasetçi, tek bir devlet adamı, tek bir gazetecinin haberi yok. Şimdi Aydın Doğan’a gidip ‘ladin’ desem, anasına küfrettiğimi sanıp yine beni mahkemeye verecek, ama ‘kereste’ desem, belki gözleri açılır. Gazetem yok, elimde fotoğraf makinem yok. Gidip bozkırlaşmış ve üzerinde tek bir ağaç dahi kalmamış tepelerin resimlerini çeksem. Ülkemizin en eşsiz hazinesi, en derin manzarası çürüyor. Kellik gittikçe yayılıyor. O toprağı fetheden Fatih, tek bir ağaç kesenin başını keserim, demişti. Ve o topraktan içeri ormanların sıklığından yürüyememişti ordular! Bu ladinleri böyle tek başına, böyle sahipsiz, böyle zavallı kimler bıraktı. Maçka gibi yağmur ormanlarının göbeğinde kelleşmiş tepelerin esrarını kimsecikler sormuyor. Uzmanlara gidip, burada neler oluyor kardeşim, diyen yok. Elli yıl sonraya yirmi-yirmibeş tepe daha kelleşir ve Zigana’nın eteklerinde ağaç kalmaz. Uzaktan değil, yanlarına gidip ve tek tek izleyin ladinleri, faciayı göreceksiniz. Dağ başlarında böcekler büyük bir kavga kurdu. Koskoca ladinleri yiyip bitiriyor. Milyonlarca böcek, umursamazlığımız, habersizliğimiz ve bilgisizliğimizden faydalanıyor.<br />
Bilgisizliğimizden, dağ başlarımızın en soylu ağaçlarını böcekler kemirip kemirip çürütüyor. Şimdi bana sorsanız, işsizlik, ekonomi, banka hortumlama, bu ülkenin en büyük derdi, nedir diye. Bu dağ başlarını sarmış milyonlarca böcek ve bunlardan habersizliğimiz, derim. Böcekler değil, cehalet yiyor! Ladin ne kasırgalara, ne heyelanlara, ne sellere karşı dayandı, ama habersizliğimize dayanamıyorlar!</p>
<p>Ormanların ve ağaçların da bir yaşama biçimi var, onların da, tiyatroları, oyun salonları, kafeleri, eğlence partileri var. Çok yakından kameralarla izlemezsiniz, göremezsiniz. Yabancı kanallarda keyifle binlerce belgesel izlediniz, hiç sormadınız mı, bu adamların işi nedir, bu böceklere, otlara milyon dolarlar yatırıyor. Sizler milyon dolarlık kameraları Seda Sayan’ların peşine takmış dolaşıyorsunuz. Ya da arada bir yıllık izninizde keyif olsun diye çoluk çocuk Zigana tepelerinde manzara resmi çekiyorsunuz. Gazeteciler cahil, atlas, coğrafya dergileriniz cahil.<br />
Ben henüz on yaşındayken, kışları o ormanların soğuk salonlarında dolaştım. Biliyorum. Yazları, o ormanların sünger topraklarına uzandım, yattım. Biliyorum. Değil, kurtarmak, ayağa kaldırmak, oraları korumak. Öldüğünden haberimiz yok. Ben bu yazıyı, birileri gider, bakar, tedbir alır diye yazmıyorum. Kendi toprağıma, son bir tören, son bir ihtiram duruşu, olsun diye… Büyümem, yetişmemde, öğrenmem, coşkulu ve ateşli bir yazar olmamda, bana inanılmaz sonsuz heyecanlar katan ladinlere selam olsun diye yazıyorum. Bu medyadan, bu siyasetçiden, bu bürokrasiden hiç umudum yok. Bizden sonra gelecek nesiller ladinleri hiç görmeyecek, ya da, birkaç tanesini süs bahçelerinde diker, tanırlar. Varsın görmesinler. Ben gördüm. Deliye döndüm. Öyle bir delilik ki… İşte hala buralarda debelenip duruyoruz!<br />
Karadeniz’in o taşkın, yerinde duramayan, dünya fatihi, hayat delisi çocukları, bu pervasız delikanlılar, en şiddetli duyguları, en karşı konulmaz arzuları, delirmiş bu koşturma zevkini şu sizin bozuk manyak milli eğitim okullarınızdan mı alıyor sanıyorsunuz… Bu insanları ateşlendiren, coşturan şey nedir?<br />
Bağımsız, coşkulu bir insan, bir yazar nasıl yetişir, sordum, soruşturdum, kitaplar okudum, uzmanlara danıştım. Akıl, mantık, bilgi, yetenek, belki, hepsinden birazcık. Ama işin doğrusu. İşin doğrusu. O kapkara ormanların derin ruhunda saklı. Ancak ve ancak ladinlerin çırasıyla nesilden nesile ruhları tutuşturan ve en sert rüzgarlara karşı tepelerde alevlenen ormanların gizli bir meşalesi var…</p>
<p>Uçurum başlarında kara ladinler! Tehlikeli bir gerilimle kara mızraklar gibi diklenirler bulutlara, göklere! O tehlikeli gerilim. O düştü, düşecek, umursamadan diklenişleridir, ladinlerin soylulukları! Varoluşumuz için oksijen arıyorsak, kartal ağzı gibi keskin uçurumların başında kara ladinler gibi yıkılmadan durmayı öğrenmemiz şart! Bıçak gibi keskin mermer tepelerinde geceyi tek başına dimdik yükselerek geçiren kapkara ladinler! Sabah olunca yalçın tepelerin kalbinde, kaya damarlarında masmavi dumanlara sarılıp binbir zevkle sevişen kapkara ladinler! Kanımın ateşi oldu senin yüce heybetli o gerilimli alnındaki alevin! Bir kaya çatlağı toprağından bir büyük ülke kadar sevinçler bulmayı senden öğrendim. Kanımın ateşi oldu senin o bulutların arasında kaybolan umursamaz başın. Kanımın ateşi oldu senin o rütbe, nişan, çelenk, sarmaşık, çiçek kabul etmeyen, dimdik, soylu, kamçı gibi diklenişin. Soylu yükselişin hayatımın en büyük macerası oldu. Yolu düşüp, oralardan geçen yolcular hep sormuştur, bana. Bu mermer kayaların içinden bu sert ağaçlar nasıl büyür. Bıkmadan, coşkuyla anlatırım. Belki, parkta, bahçede, ovalık yerde, boynun bükük, eğri, çürük, yıkık ağaçlara rastlarsınız. Ama bu sert tepelerde, sulara, heyelanlara, fırtınalara karşı ayakta kalmanın tek yoludur, dimdik durmak. Ölünceye kadar, boynunu bükmeden eğilmeden, aşağıya bakmadan durmak. Alnımın ateşini, o soylu diklenişinden aldım. Pis yataklar, kirli çarşaflar içinde büyüyenler ne bilsin seni. Alnımın ateşini senin o çelik gövdenden aldım. Kalemime, mürekkebime dolup dolup boşalan bu ateşleri, ruhumu sabah akşam yakan bu alevleri senden aldım.<br />
Hangi parayla hangi şöhretle alabilirdim senden o yakışıklı kusursuz heybeti! İşte büyüttün beni. Sıcak yatak, kucak düşkünü yapmadın beni. Memleketim, toprağım benim. Duy sesimi. Bu evladını, kütüphaneler değil, uçurumların büyüttü. Uçurumlardan düşerken, bu evladını, işte bu soylu ağaçların boynundan sarılarak tuttu!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kesap.biz/?feed=rss2&amp;p=466</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KEŞAP ve BELEDIYE HiZMETLERi</title>
		<link>http://www.kesap.biz/?p=457</link>
		<comments>http://www.kesap.biz/?p=457#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2009 21:22:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GÜNCEL KONULAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kesap.biz/?p=457</guid>
		<description><![CDATA[
Belediyeden pek cok beklentilerimiz var.En önemli beklentilerimiz:
1)	Herkes gibi bizde yasanabilir sosyal alanlar ve cocuklarimiz icin genis oyun alanlari istiyoruz.Bu alanlarin mümkün oldugunca kesap in merkezinde olmasi,ulasilabilir olmasi cok önemli. Kesap in mevcut hali icler acisidir.Göstermelik bir kac sözde park alani vardir(o da sahilde trafigin icinde)
2)	Genclerimizi is alanlari yaratilmasi icin belediye elinden gelen bütün projeleri desteklemek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-458" title="kesap-8" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/02/kesap-8.jpg" alt="kesap-8" width="480" height="360" /></p>
<p>Belediyeden pek cok beklentilerimiz var.En önemli beklentilerimiz:<br />
1)	Herkes gibi bizde yasanabilir sosyal alanlar ve cocuklarimiz icin genis oyun alanlari istiyoruz.Bu alanlarin mümkün oldugunca kesap in merkezinde olmasi,ulasilabilir olmasi cok önemli. Kesap in mevcut hali icler acisidir.Göstermelik bir kac sözde park alani vardir(o da sahilde trafigin icinde)<br />
2)	Genclerimizi is alanlari yaratilmasi icin belediye elinden gelen bütün projeleri desteklemek zorundadir.Issizlik icin belediyeden daha etkili bir kurumun kesap ta mevcut olmadigi ortadadir.<br />
3)	Artik Avrupa Birliginin yarattigi hibelerden ve kirsal kalkinma fonundan yararlanmak icin belediye elinden gelen bütün aktifligi göstermek durumundadir.Bu konuda kaybedecek 1 dk. miz bile yoktur.<br />
4)	Mahalle yollarinin durumu kelimenin tek manasiyla berbattir,bunun kisa zamanda düzeltilmesi gerekmektedir.<br />
5)	Kesap in büyüyecegi alanlar projelendirilip hayata gecirilmelidir.Bu projeler genel hatlariyla simdi olusturulmalidir.<br />
6)	Hirsizligi ugursuzlugu yolsuzlugu belediyeden temizlemek gerekir ki bu yapilacak en kolay seydir.Belediyenin hesaplarini halka acarsaniz bu sorunu kolayca halletmis olursunuz.Belediye baskani kim olursa olsun ondan sinirsiz bir seffaflik ,dürüstlük istiyoruz.Tam anlamiyla Hz.Ömer adaleti istiyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kesap.biz/?feed=rss2&amp;p=457</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ERDAL EREN</title>
		<link>http://www.kesap.biz/?p=419</link>
		<comments>http://www.kesap.biz/?p=419#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Feb 2009 12:40:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GiRESUN TARiHi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kesap.biz/?p=419</guid>
		<description><![CDATA[
Erdal Eren, 12 Eylül Darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasından tutuklanmış ve 13 Aralık  1980 tarihinde asılarak idam edilmiştir.
Erdal Eren
ODTÜ’ lü Sinan Suner’in 1980’de öldürülmesini protesto etmek için düzenlenen gösteride Erdal Eren’de göstericiler arasındaydı. Göstericiler ve Kolluk güçleri arasında çıkan arbedede er Zekeriya Önge yaşamını yitirdi, Erdal Eren’le birlikte 24 kişi gözaltına alındı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!--endif--><img class="aligncenter size-full wp-image-426" title="erdal-eren" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/02/erdal-eren.jpg" alt="erdal-eren" width="339" height="566" /></p>
<p><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Erdal Eren</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">, 12 Eylül Darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasından tutuklanmış ve 13 Aralık  1980 tarihinde asılarak idam edilmiştir.<a title="Büyüt" href="http://www.gizlen.net/index.php?q=aHR0cDovL2tlc2FwLndvcmRwcmVzcy5jb20vd2lraS9SZXNpbTpFcmRhbF9lcmVuLnBuZw%3D%3D"></a></span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Erdal Eren</span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">ODTÜ’ lü Sinan Suner’in 1980’de öldürülmesini protesto etmek için düzenlenen gösteride Erdal Eren’de göstericiler arasındaydı. Göstericiler ve Kolluk güçleri arasında çıkan arbedede er Zekeriya Önge yaşamını yitirdi, Erdal Eren’le birlikte 24 kişi gözaltına alındı. Eren, Zekeriya Önge’yi öldürmek iddiasıyla tutuklandı. 2 Şubatta gözaltına alınan Erdal Eren, tarihin en hızlı yargılamasının ardından, 19 Mart 1980de (46 gün sonra ) idama mahkum edildi. Erdal Eren’in henüz 17 yaşında olması, avukatlarının sundukları deliller ve tanıkların ifadeleri kararın uygulanmasını engelleyemedi.</span></p>
<h2><span class="mw-headline"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Avukat Nihat Toktay’ın adli süreçe dair iddiaları</span></span></h2>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;">Dava sürecinde, olay yerinde keşif yapılmadığını, Erdal’ın yaşının belirlenmesi için kemik incelemesi istediklerini, ancak yerine getirilmediğini belirten Toktay, ayrıca Erdal Eren’le birlikte olay yerinde yakalanan 24 sanığın da tanık olarak dinlenmediği, ölen askerin üzerinden çıkan elbiselerin Adli Tıp’a gönderilmediğini de söyledi. Toktay, ‘kurşunun mesafesine ilişkin bir inceleme yapılmadı ve yakın mesafe atışlarında meydana gelen etteki yanığa açıklama getirilmedi, olay yerinde kullanıldığı iddia edilen silahlar ile askerlerin silahlarının balistik incelemesi yapılmadı, tanık olarak dinlenen askerlerin ifadeleri arasındaki çelişkiler giderilmedi’ dedi. Toktay, Erdal’ın üzerinde bulunduğu 3.5 metrelik yükseklik ile Önge’yi öldüren kurşunun giriş açısı ve yönünün çeliştiğini belirterek, otopsinin Oktay Çetinsoy isimli bir stajyere yaptırıldığını, ancak bu isimde birinin varlığını tespit edemediklerini söyledi.</span>&lt;&#8211;&gt;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kesap.biz/?feed=rss2&amp;p=419</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KEŞAP BELEDiYESiNDEN BEKLENTiLERiMiZ VE DiKiLi BELEDiYESi</title>
		<link>http://www.kesap.biz/?p=361</link>
		<comments>http://www.kesap.biz/?p=361#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2009 22:39:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[GÜNCEL KONULAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kesap.biz/?p=361</guid>
		<description><![CDATA[
* Halka Belediye otobüslerini ücretsiz yaptı. Otobüse binen öğrencilerin evlerinin önüne kadar bırakılmasını sağladı. 
* Belediyeye ait sağlık merkezinde muayene 1 YTL’ye muayene ,  6 YTL’ye Röntgen çekimi sağladı. Parası olmayandan bu ücreti de almadı. 
* Her 200 gr. ekmek 40ykr.den satılırken, O halkına 225 gr. ekmeği 25 ykr.ye sattı.
Dikili’de belediye otobüslerini ücretsiz yapan, otobüse binen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 150%; text-align: center;"><a href="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/01/kesap-sahil12.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-363" title="kesap-sahil12" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/01/kesap-sahil12.jpg" alt="kesap-sahil12" width="640" height="480" /></a></p>
<p style="line-height: 150%;"><strong><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial; font-weight: normal;">* Halka Belediye otobüslerini ücretsiz yaptı. Otobüse binen öğrencilerin evlerinin önüne kadar bırakılmasını sağladı. </span></strong><strong></strong></p>
<p style="line-height: 150%;"><strong><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial; font-weight: normal;">* Belediyeye ait sağlık merkezinde muayene 1 YTL’ye muayene ,  6 YTL’ye Röntgen çekimi sağladı. Parası olmayandan bu ücreti de almadı. </span></strong><strong></strong></p>
<p style="line-height: 150%;"><strong><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial; font-weight: normal;">* Her 200 gr. ekmek 40ykr.den satılırken, O halkına 225 gr. ekmeği 25 ykr.ye sattı.</span></strong><strong></strong></p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-size: 10pt; line-height: 150%; font-family: Arial;">Dikili’de belediye otobüslerini ücretsiz yapan, otobüse binen öğrencileri evlerinin önüne kadar bıraktıran, Belediyeye ait sağlık merkezinde 1 YTL’ye muayene, 6 YTL’ye röntgen çektiren, parası olmayandan bu ücretleri de almayan, Belediyeye ait ekmek fırınında ekmeği en ucuza satan Belediye Başkanı Osman Özgüven, ayda 10 tona kadar su kullanan tüketiciden de ücret almıyor. Ancak Osman Özgüven’in ‘Sosyal belediyecilik’ adına yaptığı bu hizmetler, soruşturmaya uğramasına neden oldu. Sayıştay Denetçisi, Başkan Özgüven hakkında ‘Suyu halka parasız dağıttığı’ gerekçesiyle ‘görevini kötüye kullanmaktan’ Danıştay’a suç duyurusunda bulundu.<br />
Hakkında açılan soruşturmayla ilgili konuşan Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, ilçesini daha yaşanır bir hale getirmek, ekonomik sıkıntılar çeken vatandaşların biraz rahat etmesini sağlamak, belediyenin asli görevlerini yerine getirmek istediğini vurguladı. Başkan özgüven şunları söyledi:<br />
“Suyu parasız veriyorum diye Sayıştay denetçisi rapor tuttu. Danıştay da dava açtı. Oysa ben suyu bedava vermiyorum. Sadece bir uygulama başlattık. Bu uygulamaya göre ilçede su 10 tona kadar bedava. Ancak 11 ton kullanırsan kullandığın 11 tonun tamamının parası ödüyorsun. Bir soruşturma da belediye çalışanlarına suda yüzde 50 indirim yaptığım ve su paralarını zamanında tahsil etmediğim için açıldı. Millet zaten zor durumda. Bırak su parasını ödemeyi ekmek almaya parası yok. Bu durumda nasıl su parası alınabilir ki. Paralı da olsa ödeyemeyecekler zaten.”<br />
Fırıncıları kızdırdık<br />
Göreve başladıktan sonra belediyeye ait fırını modernize ederek yeniden hizmete soktuğunu anlatan Başkan Özgüven şöyle devam etti:<br />
“Türkiye’nin çok yerinde 200 gram ekmek 40 YKr’dan satılırken, belediye fırınında tamamen hijyenik koşullarda üretilen 225 gram ekmek, 25 YKr’dan satılıyor. Un, elektrik, motorin, odun hangisine zam gelirse biz de etkileniyoruz, ancak yine de daha büyük ekmeği daha düşük fiyata satıyoruz. Böylece günde dört ekmek tüketen bir aileye bir ekmek bedavaya gelmiş oluyor. Hafta içi 7 bin 500, Dikili pazarının kurulduğu günlerde ise 10 bin ekmek satıyoruz. Öğleden sonra 14.00′te ekmek bitmiş oluyor. Bu uygulamayla ilçedeki fırıncıların tepkisini çektik. Ancak onlar da bizimle rekabet etsinler istiyoruz.”<br />
Belediyenin eski fırın binasını modern cihazlarla donatarak bir halk sağlığı merkezi kurduğunu anlatan Başkan Özgüven, “Merkezde 1 doktor, 1 röntgen uzmanı, 1 laborant çalışıyor. Kış aylarında günde ortalama 30, yaz aylarında 100, yıllık ise yaklaşık 12 bin hastaya bakılıyor. Parası olana muayene 1 YTL, her türlü röntgen ise 6 YTL. Eğer para yoksa bunları da almıyoruz. Eskiden Dikili Devlet Hastanesi’nin röntgen imkanları kısıtlı olduğu için vatandaşlar İzmir’e röntgen çektirmeye gidiyordu. Vatandaşları o zahmetten kurtardık” diye konuştu.<br />
Belediyeye ait dört otobüsün şehir içinde yolculardan ücret almadığını anlatan Özgüven, “Otobüslerin yakıt masrafını hesapladık. Zaten bir gün içinde çok fazla sefer yapmıyorlar, yolculardan para almamaya karar verdik. Almıyoruz da. Öğrenciler otobüse bindiğinde ise evinin, okulunun önüne kadar götürülüyor” dedi.<br />
Veremeyecek hesabım yok<br />
Halkın sosyal hayata daha fazla katılması için kapatılan Kültürevi’ni yeniden faaliyete geçirdiklerini, kadınların el sanatları öğrenip ev gelirine katkıda bulunması için ‘Kadın Dayanışma ve Gençlik Merkezi’ kurduklarını kaydeden Başkan Osman Özgüven şöyle konuştu:<br />
Dikili doğasıyla, havasıyla, suyuyla yaşanabilir bir kent. Ben belediyenin imkanlarıyla sosyal alanda da Dikili’yi ayağa kaldırmaya canlandırmaya çalışıyorum. Hepsini halkın hizmetine sundum. Bu hizmeti yaparken de yargılanmak gerekirse yargılanırım. Sonuçta kimseye veremeyecek bir hesabım yok. Kendim için değil, Dikili halkının rahatı, mutluluğu için çalışıyorum.” </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kesap.biz/?feed=rss2&amp;p=361</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KARADENİZ MÜZİĞİ VE ÇALGILARI</title>
		<link>http://www.kesap.biz/?p=313</link>
		<comments>http://www.kesap.biz/?p=313#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jan 2009 13:43:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[KARADENiZ ve KÜLTÜRÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kesap.biz/?p=313</guid>
		<description><![CDATA[
Popüler müziğin günümüzde toplumlara yönelik gelip geçici kişisel renk ve basit temaların negatif anlamda müzikal doyuruculuğunun gözler önünde olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Özellikle insanların tercihi dışında “ne diyorsak o, ne dinletiyorsak o” mantığı ile insanların müzikal zevklerine fırsat tanımamaktadırlar. Tabiiki insanlar da sanatsal boyuttaki her alanda seçici olmak zorundadırlar.
Etnik Müzik bugün dünya çapında büyük organizasyonlarla ( [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/01/kemence.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-314" title="kemence" src="http://www.kesap.biz/wp-content/uploads/2009/01/kemence.jpg" alt="kemence" width="503" height="437" /></a><br />
Popüler müziğin günümüzde toplumlara yönelik gelip geçici kişisel renk ve basit temaların negatif anlamda müzikal doyuruculuğunun gözler önünde olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Özellikle insanların tercihi dışında “ne diyorsak o, ne dinletiyorsak o” mantığı ile insanların müzikal zevklerine fırsat tanımamaktadırlar. Tabiiki insanlar da sanatsal boyuttaki her alanda seçici olmak zorundadırlar.<br />
Etnik Müzik bugün dünya çapında büyük organizasyonlarla ( festival ) dinleyici kitlesini her geçen gün artırmaktadır. Hayatımızda sağlıklı bir yaşam için nasıl doğal besinleri seçiyorsak, müzikal alanda da dinleyici kitlesini doğal, otantik, sade ve dehasa atmosferler büyüleyen etnik çalgı ve ezgilere yönelmeleri ve dinlemeleri zevkli, seviyeli bir davranıştır.<br />
POLİFONİCA – POLYHONİGUE (çok ses, polyphonie bütün seslerin az çok melodik olduğu müzik tarzı ) bu tarz Canon–Fugue–Motet’lerde doğdu. (Prof. DEMİRTAŞ Süha, Müzik terimleri sözlüğü, say. 67 )<br />
Polifoni; insan seslerinden oluşmuş çok sesli koronun enstrüman sesleri çıkararak ya da bu tarzda yazılmış eserleri melodik yapıda seslendirme anlamına da gelmektedir. Aynı zamanda Tulum – Kemençe – Gayda vb. sayabileceğimiz bazı enstrümanlar akort sistemleri ve teknik yapıları dolayısıyla polifonik sazlardır.<br />
Etnik müzik hakkında görüşlerime yer vermek isterken orijinalite konusunda kültürün kendi olgusu çerçevesinde bir noktayı açıklamakta fayda görüyorum. ( Halkların içiçe yaşamları kültürün zaman içerisinde derin, mekan içerisinde de yaygın olması ) özelliğinden dolayı bir kardelen çiçeği gibi beklemediğimiz anda, sürpriz bir şekilde başka bir orijinalite ile karşımıza çıkması – ilginçtir.<br />
Kültür ( Halk kültürü ) yaşayan, nefes alıp veren, kızıp coşan, aynı zamanda dinlenmeye çekilen bir canlıdır. Halk kültürümüz kayboluyor tellallığı yapan kültür kurtarıcılığı aslında kültürel motiflerle finans elde etmeye çalışan art niyetli düşüncelerdir. Ve de bilmelidirler ki kültür ve uygarlıklar M.Ö. de vardı şimdi de var ve hiçbir zaman kaybolmaz. Mutlak ki siz olmasanız bile bir başka aktarıcı eski orijinal motiflerimizi kültürel bazda karşımıza çıkaracaklardır.<br />
Halk çalgılarından TULUM günümüzde çok az sayıda yöresel sanatçı tarafından icra edilmektedir. Ses volumü çok yüksek olduğundan tulumu apartman hayatında insanların çok istemelerine karşın çalmayı öğrenemedikleri apaçık ortadadır. Ayrıca; temiz ses çıkartmak ve çalım tekniğinin yakalanması çok zordur. Tulum derisinin hava kaçırması, kuruması ve çatlaması navındaki entenasyon bozuklukları enstrümanın ( Tulum ) akordunun çabuk bozulmasına yol açmaktadır. Bakımı, kullanımı oldukça titiz saz olan tulumu çalıyorum diyen bir insan gerçekten cesur bir insandır ki mutlaka çift sesi ( 4’lü aralık ) net olarak sesleri basabiliyordur. Dinleyicilere hoş melodiler sunarlar.<br />
Tulum, kemençe, davul, zurna, kırnata ( klarnet ), darbuka gibi meydan sazlarını icra eden üstatlara yeterince sahip çıkılmamaktadır. Toplumca da önemsenmemektedir. Kemençenin yıllarca gazete kağıtlarına sarılarak, palto altında gizlenerek gezdirilmesinden dehşet derecede rahatsız olmuşumdur. “Tulum çalmak günahtır” denilerek insanların dini duygularını sömürerek tarihi çok eski zamanlara uzanan bu etnik sazımız bir köşe de kalakalmıştır. “Tulum çalmak ayıptır” Tulumun sesini duyup ta kulakları diklenen büyük coşkularla horon tepen insanlarda ayıp mı ediyorlar? Bu caydırıcı, mantıksız ve lüzumsuz söze şöyle bir dize ile cevap verelim;<br />
VURUN VURUN VURALUM<br />
TAHTALARİ KİRALUM.<br />
Ve şunu da unutmayalım ki; Davul Şamanizmden bu yana insanlarla beraber günümüze kadar ulaşmıştır. Buna endeksli kemençe ve tulumda Lazların var oluşundan bu yana, kamışında, telinde, nağmesinde geçmişteki kültürümüzü bizlere ulaştıran önemli bir enstrüman olmuştur. Bir insanın hayatı en çok 100 yıl iken etnik çalgılarımız asırlarca yaşamış ve ölümsüzdürler.<br />
Yakın zamanda elime geçen bir albümü çok severek dinledim. Albümü inceledim ve edindiğim bilgiler ve müzikal yapısı hakkında OLUMLU – OLUMSUZ görüş ve eleştirilerimi etik kurallar çerçevesinde sizlerle paylaşmak istiyorum.<br />
Sn. Bayar ŞAHİN’in ( Horona çağrı ) isimli Gürcüce - Türkçe Kafkasya müziği temelinde gördüğü etnik ezgilerden oluşan bir repertuar oluşturup bir albüm çıkarmış.<br />
Bu albümde ki en çok beğendiğim ezgiler GANDAĞAN – PATARA GOGO VE LALEBİ isimlerini taşımakta. Kompozisyon, müzikal yapı, duygu, ifade ve her şeyi ile çok düzeyli ve mükemmel yorumlandığını belirtmek isterim. Sn. Bayar ŞAHİN’de ana dilinin Gürcüce olduğunu, bu ezgileri okurken gösterdiği başarılı performansı ile kanıtlamaktadır.<br />
Sn. Bayar ŞAHİN Kaf dağı müzik topluluğu vokal isti – ve Gürcistan’da vermiş olduğu bir dizi konserden anlaşıldığı üzere etnik müzikle uğraşan derlemeci, araştırmacı, müzisyen ve akademik boyutta bir sanatçıdır. Yönetmenliğini Sn. İberya ÖZKAN ve Bayar ŞAHİN beraber üstlenmişler. HORANA ÇAĞRI albümünde bas panduri, çonguri, panduri ( İberya ÖZKAN ) GARMON ( AZERBAYCAN ) dilsiz kaval, doli ( Nagara ) Bendir, SİPSİ vb. orijinal akustik halk çalgılarını da kullanmaları orijinal müziğin temasını ve atmosferini zenginleştirmiştir.<br />
Yapıcı, destekleyici ve olumsuz eleştirilerimi de bu arada sizlerle paylaşmak istiyorum. Albümün ( HORONA ÇAĞRI ) kapak tanıtım yazısında;<br />
“ vurgulamakta yarar var; aslında polifonik halk çalgısı olan tulum yerine ( çok istenmemesine karşın ) ülkemizde çok sesliliğe dönüştürülerek dejenere edilmesi, yöresel tavırda, geleneksel çok seslilikte ve doğru teknikte çalan Tulumcu bulunmaması nedenleriyle SİPSİ kullanmak zorunda kalındı.Yörenin ana çalgısı olan TULUM olması gereken ve hakkettiği konumuna bir an önce kavuşması gerekmektedir.Bayar ŞAHİN ‘ in ilk kaseti olan bu çalışma türküleri ,orijinal dili ve tavrı ile söyleme ,özgün çalgıları doğru teknik ve yöntem ile kullanma yok olmakta olan yöresel müzik kültürünü ortaya çıkarma ,bu kültürü n temelinde nasıl bir çok seslilik ve gelişmişliğin var olduğunu sergilemek tüm bunları çağdaş bir yorumla işleyerek günümüze kazandırma yönleriyle oldukça dikkat çekmektedir. ”1O-11-1997<br />
Tırnak içinde yazılan kaset kapağı tanıtım yazısını aynen aktarmak istedim. Şu ibareye katılmadığımı belirtmek isterim.<br />
“ Yöresel tavırda, geleneksel çok seslilikte ve doğru teknikte çalan TULUMCU bulunmaması nedeniyle SİPSİ KULLANILMAK zorunda kalındı .Hakkettiği konuma kavuşması gerekmektedir.” Sanatçı camiasının ulaşamadığı TULUMCU ibaresi hiçte doyurucu bir açıklama olmamakla beraber başta Remzi BEKAR Mahmut TURAN Selim BÖLÜKBAŞI gibi en az ona yakın Tulum üstadı senelerce insanların gönlünde olan yöresel ve de bir o kadarda profesyonel TULUM üstatlarıdırlar. Ve de “Geleneksel çok seslilikte doğru teknikte çalan tulumcu bulunmaması nedeniyle SİPSİ kullanmak zorunda kalındı. ” İbaresi hiçte kaale alınacak tatminkar açıklama olduğunu ihtiva etmemektedir. Sn.Bayar ŞAHİN .in ALBÜMÜNDE ;<br />
› CİLVELOY ezgisi Gürcistan oyun topluluklarının büyük bir ustalıkla çok sesli okudukları ve orijinal danslarını seyrederek hayran kalmışımdır. Bu ezgide ( Cilveloy ) çok eski zamanlardan bu zamana kadar gelebilmiş orijinalinin dışına çıkılmasına izin vermeyen halk ezgilerinden önemli bir örnektir.Bu ezgi Lazlar Gürcüler Artvin çevresinde var oluşundan bu yana yaşam ve eğlence kültüründe Lazca Gürcüce belki de Megrelce bile söylenmiştir.Sn Bayar ŞAHİN bu ezgide SİPSİ çalmış.<br />
› VAKETİ ( Şavşat barı., Çift jandarma, Ağırlar )Bu ezgide Sn Bayar ŞAHİN SİPSİ çalmış.<br />
› KOBAK ( İki bölüm halinde orijinal ve otantik bir yorumla seslendirilmiş. ) Sn Bayar ŞAHİN Bu ezgide sipsi kullanmış.<br />
› PATARA GOGO; Orijinal bir gürcü ezgisi çok kaliteli yapı, tema ve kompozisyon olarak mükemmel bir gürcü halk ezgisi. Nefesli saz kullanılmamış.<br />
› CİHANUN TEPESİNE ( Nani Nani ) Lazca aksanı kullanılması açısından çok başarılı bir duyum var. Sn Bayar ŞAHİN SİPSİ kullanmış.<br />
› EHLOCAN Bu ezgi Şavşat ilçesine ait Meydancık türküsü. 10 / 8 lik bir varyantını Sn Remzi YENİ’nin ”Ben Artvim’liyim dostlar.” Adlı kasetinde dinlemiştim. Bu albümde Sn. Nurullah AKÇAYIR ( TRT BAĞLAMA SANATÇISI ) Ehlecon türküsünü seslendirmiştir.<br />
Fırsat bulursanız lütfen dinleyiniz. Sn Bayar ŞAHİN ( Ehlocan )türküsünü albümünde 3/4 birim zamanda ( varyant ) seslendirmiştir. ( Gürcüce ). Bu Ezgide Sn Bayar ŞAHİN nefesli sazlardan Dilsiz Kaval kullanmış.<br />
› GANDAĞAN : Gürcü – Acara halk ezgisi. Lazca da okunmuş bir varyant ezginin olduğunu düşünüyorum. ( Birol Topaloğlu HEYAMO Albümü ) Bu ezgide dilsiz kaval çalınmış.<br />
› ARTVİNİ GÖRMEDEN ÖLME :Sn. Nejat Uygur’ a ait güzel bir şiir ve Bayar ŞAHİN’ e ait Bir beste. Ezgi ve söz uyuşmazlığı var. Fonetik yapıda bozukluk görülmekte, kelime sonları havada kalmakta ve müzikal yapıyı bozmakta. Bence beste kendi formatında güzel ama Artvin’i Göremeden Ölme şiiriyle örtüşmüyor. Nefesli sazlardan dilsiz kaval kullanılmış.<br />
› MAÇAXEL ( MAÇAHEL ) : Türküsü eşlik eden sazlardan sipside enternasyon bozukluğu duyulmakta. Orkestra sazlarıyla sipsi aynı frekansta sesleri vermiyor. Sipsiden çıkan seslerde başlangıçtan itibaren netlik yok. Toplam beş notadan oluşan orijinal bir tulum ezgisiyle karşı karşıyayız. Sipsi ya da çalınan üflemeli sazın ( Çifte, Tulum navı, Çığırtma ) yerine kesinlikle tulum kullanılması gerekirdi. Sn. Bayar ŞAHİN bu ezgide nefesli sazlardan sipsi çalmış.<br />
› GELİN HOŞ GELDİN : Bu ezgide nefesli sazlardan dilsiz kaval kullanılmış.<br />
› LALEBİ; Bu ezgide nefesli saz kullanılmamış. Yorum orijinal, telaffuz çok başarılı.<br />
› HORONA ÇAĞRI : ( Sis Dağının Başında Horona Bak Horona. ) Orijinal ( Artvin-Rize-Hemşin bölgelerine ait bir ezgi. ) Bu ezginin varyant ezgileri de bulunmaktadır. Halk oyunu ( Artvin yöresinde ) 1 – Hemşin Horonu, 2 – Atom ( Artvin )<br />
Derede ola baluk<br />
Girdi taşın altuna<br />
Kız yastuğun yok ise<br />
Kolum başın altuna.<br />
sözleriyle okunan – oynanan üçüncü bir varyantı da vardır. Sn. Bayar ŞAHİN dilsiz kaval kullanmış.<br />
Albümün repertuarını nefesli saz açısından bu şekilde inceledikten sonra, şu sonuca varılabilir…<br />
1 – Cilveloy 2 – Kabak 3 – Nani nani 4 – Maçaxel türküsü. ( Bu türkülerde sipsi kullanıldığı tespit edilmiştir. ) Bu bağlamda polifonik ( çok sesli melodik yapı ) yapıya ulaşmak, çok sesliliği ortaya çıkarmak ve doğru tekniklere ulaşmak amacında sipsi kullanarak çağdaş bir yorum elde edilmiş midir?<br />
Cilveloy – Nani Nani – Maçaxel Türküsü – Kabak ezgileri 5 – 6 aralıktan, notadan oluşan ezgiler olmakla beraber en vasat tulum ustalarının bile rahat çalabileceği ezgilerdir. LA – Sİ – SOL Kararlar çerçevesinde bütün ezgileri polifonik yapı içersinde kesinlikle tulum eşliğinde seslendirileceği mutlak olduğu apaçık ortadadır. Sipsi kullanarak tulum çalgısının büyük ölçüde edası yakalanmıştır ama sipsi tek sesli bir ses sınırlamasında çalgıdır. ( Teke Yöresi nefesli çalgısı. ) Albümdeki nefesli saz, sipsi adındaki enstrüman büyük ölçüde tulumu ayrılmış nav ya da çifte benzeri bir enstrüman olması gerek ki polifonik bir duyum algılanmakta. Ayrıca Gürcü dilinde icra edilen ezgilerin Türkçe çevirilerini, nereye ve kime ait olduklarını ifade etmelerini isterdim. Çok sesli okunan bazı ezgilerde ana temanın bastırıldığını yöresel sazların ön planda duyulmadığını ifade etmek istiyorum. Panduri, çonguri orijinal sazlardan bir örnek melodi dinlemek isterdim.<br />
Aynı zamanda Tulum çalmak o yörenin, o atmosferinde suyundan içmek ve otantik yaşamın bir öğesi olmak ve usta çırak ilişkisine dayalı bir alın teri ve zaman ayırma ve müzikal aşkla ilgilidir. Karşılıksız gönül verme ve maddiyatla ölçülmeyecek derecede ulaşılması güç bir olgudur. ( Tulum çalmak )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kesap.biz/?feed=rss2&amp;p=313</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
